Bulut Havuzlarının Adası: Madeira
Madeira’ya gelirken kafamızda çok net bir görüntü vardı: yemyeşil dağlar, bulutların içinde yürüyüşler, okyanusa açılan uçurumlar ve sürekli “dur bir dakika burası gerçek mi?” dedirten manzaralar. Gerçekte de tam olarak böyleydi ama bir yandan da işin içine bolca plan, erken kalkış, rüzgâr, yokuş ve hafif bir yorgunluk karıştı. Yani hayal ettiğimiz doğa birebir vardı, manzaraların bıraktığı etkiler ise bonusuydu.
Bu gezide üç kişiydik: Ben, Hakan ve Ozan.
Yürüyüş Rota Planlaması
Madeira’da yaptığımız hiking rotaları bu seyahatin en belirleyici kısmıydı. Birçok farklı yürüyüş rotası mevcut. Şu site üzerinden detaylara bakabilirsiniz. Biz PR1, PR1.2, PR6, PR8 ve PR11 rotalarını yürüdük. Her biri birbirinden farklı karakterde olsa da ortak bir gerçek vardı: Madeira’da doğa yürüyüşü artık sadece “gidip yürümek” değil, ciddi bir planlama işi haline gelmiş durumda.
Özellikle 2026 yılı itibarıyla PR rotalarının büyük bir kısmı ücretli hale gelmiş ve zaman dilimlerine (timeslot) göre rezervasyon sistemi getirilmiş. Bu sistemle birlikte girişlerde sık sık kontrol yapıldığını gördük. Yani artık “gidip yürürüz” dönemi büyük ölçüde bitmiş durumda.
İnternette Madeira’yı araştırmaya başladığınız anda PR1 rotası mutlaka karşınıza çıkıyor. Gerçekten de çok etkileyici bir rota; sırt hattı yürüyüşleri, tüneller ve dramatik manzaralarla adanın en ikonik deneyimi. Ama Madeira’nın zaten her köşesi ayrı güzel olduğu için bu kadar büyük bir hype bazı noktalarda beklentiyi gereksiz yükseltebiliyor. Bir noktadan sonra insan “doğa zaten burada her yerde güzel, bu kadar organizasyon şart mı?” diye de düşünüyor.
Bizim deneyimimizde PR1 ile ilgili en kritik detaylardan biri de sistem değişikliğiydi. Normalde PR1 ve PR1.2 arasında iki yönlü yürüyüş yapılabiliyorken, bakım ve iyileştirme çalışmaları nedeniyle bu rota tek yöne düşürülmüş ve sadece cuma–cumartesi–pazar günleri belirli şekilde açılır hale getirilmişti. İlerleyen dönemde tekrar her gün iki yönlü açılacağı söyleniyor ama gitmeden önce güncel durumu kontrol etmek kesinlikle çok önemli. Aksi halde planlar tamamen değişebilir.
Bir diğer ilginç detay ise bilet sistemi oldu. PR rotaları için kullanılan Simplifica platformu oldukça kötü tasarlanmış bir siteydi ve sistem çoğu zaman kullanıcı dostu değildi. O yüzden mümkünse biletleri önceden almak ve son dakikaya bırakmamak büyük rahatlık sağlıyor. Hatta yoğun dönemlerde sonradan bilet almaya çalışanların hiçbir boş slot bulamadığını da gördük.
Buna rağmen dikkat çeken bir şey vardı: bazı giriş noktalarında QR kod kontrolü yapılmasına rağmen, herkesin çok sıkı şekilde denetlenmediği anlar da oluyordu. Önümüzdeki bazı kişilerin neredeyse “başkasının biletini kullanarak” giriş yaptığını bile gördük. Bu da sistemin henüz tam oturmadığını gösteriyordu.
Madeira’da hava koşulları da ayrı bir değişken. Gitmeden önce zaten rüzgâr nedeniyle uçakların iniş-kalkış yapamadığı videoları görmüştük. Bizim şansımıza hava genel olarak çok iyiydi ama yine de gün içinde özellikle öğleden sonra sıcaklık artıyor ve hiking’i ciddi şekilde zorlaştırabiliyor. Bu yüzden erken saatlerde başlamak neredeyse altın kural.
Bir diğer önemli konu da park yeri meselesi. Tüm rotalarda ortak gözlemimiz şu oldu: erken gitmediğinizde park yeri bulmak ciddi bir stres yaratabiliyor. Biz her seferinde erken saatleri tercih ettiğimiz için çok problem yaşamadık ama biz dönerken bile birçok kişinin park yeri aradığını görmek bu konunun ne kadar kritik olduğunu gösterdi.
Özetle Madeira hiking planı yapacaklar için en mantıklı strateji oldukça net: mümkünse ilk slotları seçmek (08:00–08:30 aralığı), hem park yeri hem de hava koşulları açısından günü çok daha konforlu hale getiriyor. Sabah serinliğinde yürüyüşü tamamlayıp öğle saatlerini dinlenme ve yemek için bırakmak da deneyimi çok daha keyifli hale getiriyor.
Ulaşım
Günlerin detaylarına geçmeden önce şundan bahsetmek istiyorum: Madeira'ya ulaşım. Madeira'ya ulaşmak, özellikle Lizbon ya da Porto'da yaşamıyorsanız, sandığınız kadar kolay değil. Barselona'dan en mantıklı gidiş-dönüş kombinasyonunu bulabilmek için resmen üç günümü uçuş optimizasyonuna ayırdım. Gidişte saat 17:45'te Barselona'dan Lizbon'a uçup, oradan aktarma yaparak gece yarısına doğru Madeira'ya vardık. Dönüş ise tam bir komediydi. Saat 16:00'da Madeira'dan kalkıp önce Milano'ya uçtuk; yani iyice doğuya savrulduk. Ardından yeniden Barselona'ya batıya dönerek gece 01:30 civarında eve ancak ulaşabildik. Kısacası bu tatilin daha başlamadan ciddi bir emek, planlama ve sabır gerektirdiğini söyleyebiliriz. Ama adada geçirdiğimiz ilk saatlerden itibaren, verdiğimiz tüm bu uğraşın fazlasıyla karşılığını aldığımızı anlamaya başladık. Hatta daha tatil bitmeden, "Acaba bir sonraki Madeira planını ne zaman yaparız?" sorusu aklımızın bir köşesine yerleşmişti bile.
Araç Kiralama
Madeira için en sık gördüğümüz sorulardan biri "Araba kiralamaya gerek var mı?" olmuştu. Adada otobüs ağının bulunduğunu ve birçok yere toplu taşımayla ulaşılabileceğini söyleyen bloglar var. Teknik olarak doğru olabilir ama bizim fikrimiz değişmedi: Eğer Madeira'ya doğasını keşfetmek, yürüyüş rotalarına gitmek ve gün doğumu-gün batımı kovalamak için gidiyorsanız araba neredeyse şart.
Öncelikle yollar her zaman düşündüğünüz kadar kolay değil. Yer yer oldukça dar, oldukça dik ve bol virajlı yollardan geçiyorsunuz. Bu yüzden araç kiralarken sadece en ucuz seçeneğe bakmak yerine motor gücüne de dikkat etmekte fayda var. Özellikle dağlık bölgelerde bunun farkını hissediyorsunuz.
Biz 5 günlük araç kiralama için 385 Euro ödedik ve rezervasyonumuzu Point Car Rental üzerinden yaptık. Ayrıca tam kapsamlı sigorta paketini de satın aldık. Açıkçası iyi ki yapmışız.
Çünkü daha ikinci gün aracın sağ arka kapısında yeni çizikler fark ettik. Büyük ihtimalle birisi park sırasında sürtüp gitmişti. Normal şartlarda tatilin geri kalanında bunun stresini yaşayabilir, dönüşte nasıl açıklayacağımızı düşünebilirdik. Ama tam kapsamlı sigorta sayesinde tek bir dakika bile kafamızı yormamız gerekmedi.
Madeira'nın yolları ne kadar güzel manzaralar sunuyorsa, yollar ve park alanları da bazen o kadar maceralı olabiliyor. Bu yüzden araç kiralayacaksanız, özellikle sigorta konusunda birkaç euro daha fazla vermenin sonradan büyük rahatlık sağladığını söyleyebiliriz.
Kaynak
Madeira ile ilgili bilgileri araştırırken gerçekten muhteşem birini keşfettik. Kendisi Madeira'da bir gezi rehberi. Ve mükemmel detaylı şekilde ada ile ilgili her detayı Instagram sayfasından paylaşıyor ve tüm sorulara cevap veriyor.
https://www.instagram.com/mtain.alex/
1.Gün - 22 Mayıs 2026
İlk günün sabahında kendimizi adanın en doğu ucundaki PR.8 - Ponta de São Lourenço yürüyüşünde bulduk.
İnternette bu rotayla ilgili okuduğumuz en önemli tavsiye "erken gidin, otopark bulamazsınız" şeklindeydi. Biz de görevimizi ciddiye alıp sabah 07:15'te kalktık ve otelimizin mükemmel manzarasını balkondan 10 dakika izledikten sonra 08:00 gibi yola çıktık. Otelden yürüyüş başlangıcına ulaşmamız sadece 18 dakika sürdü.
Ancak sabahın erken saatlerinde yaptığımız en büyük hata, su almamaktı. Ve yolda durup da hemen su alabileceğimiz herhangi bir market ya da dükkan yoktu.
İnsan bazen dünyanın en temel ihtiyaçlarını unutup kendini çok akıllı hissedebiliyor. Biz de tam olarak bunu yaşadık.
Yürüyüşe 08:30 civarında başladığımızda girişteki görevli küçük bir suyu 2 euroya, büyük suyu ise 3 euroya satıyordu. Yani, o ortamda su bulmanın tek seçenek olduğu o küçük market arabasının fiyatları gayet uygundu.

Ponta de São Lourenço, Madeira'nın geri kalanındaki yemyeşil görüntüden oldukça farklı. Daha çok volkanik, kurak ve rüzgârlı bir manzara sunuyor. Bir tarafınızda sonsuz okyanus, diğer tarafınızda devasa kayalıklar.
Yürüyüş boyunca sürekli fotoğraf çekmek için durduk, manzaranın tadını çıkardık ve klasik olarak "şu virajdan sonra kesin son tepe geliyor" diye düşünüp yanıldık.





Yürüyüş rotasının içinde yer alan bir kafe vardı ve dönüş yolunda Casa do Sardinha'da mola verdik. Açıkçası burası biraz "buraya kadar geldiysen artık mecbursun" mantığıyla çalışıyor gibiydi. 0.5 litrelik su 2.5 euro, 1.5 litrelik su ise 4.4 euroydu. Tuvalet kullanımı da ayrıca 1 euro.


Madeira'nın meşhur içkilerinden poncha denemeden dönmek istemedik. Sonuç olarak denedik. Ve ben içemedim. Ozan acımadı tabi.

Belki çok iyi bir örneğini içmedik, belki de damak tadıma hitap etmedi ama ilk deneyimim oldukça sert geçti. Sonradan anlayacaktım ki Poncha'nın olayı bu. Rom koyarken ellerini korkak alıştırmıyorlar ve hiç benlik bir içki değildi, aşırı sertti.
Balina izleme turu bulabilirsek ayarlamak istiyorduk ve kafede otururken bir tur görevlisi bize satış yapmayı başardı. Yarın saat 15'te balina ve yunus izleme turuna gidecektik. Görevli turu satın aldığımız için bizi yakındaki bir koya tekneyle bırakabileceğini söyledi. Normalde ücretli olan bir ulaşımı ücretsiz teklif edince kulağa oldukça cazip geldi. Teklifin cazibesine kapılıp kabul ettik.


Sonrasında neden ücretsiz olduğunu anladık. Teknenin bıraktığı bölgeden otoparka geri dönmek için yaklaşık 2.7 kilometre yürümemiz gerekti. Üstelik sahil boyunca neredeyse her yer oteller tarafından çevrilmişti ve sık sık "yalnızca otel müşterileri girebilir" tabelalarıyla karşılaştık.
Bir noktadan sonra kendimizi kaçak göçek ana yola atıp arabaya ulaşmaya çalışıyorduk. Kısacası ücretsiz ulaşımın da bir bedeli varmış.
Saat 13:40 gibi öğle yemeği için Santo António Restaurant'a doğru yola çıktık ve yaklaşık yarım saat sonra vardık. Burada Madeira'nın meşhur defne yapraklı şişlerinden söyledik. Ve sonunda internette abartılmayan bir şeyi bulduk.

Et gerçekten muhteşemdi. Yanında salata, pilav ve adanın ünlü sarımsaklı ekmeğiyle birlikte uzun zamandır yediğimiz en keyifli öğünlerden biri oldu. Tatlılar ise maalesef aynı seviyede değildi. Hesap 111.20 euro geldi, özellikle şişler için kesinlikle değdi diyebiliriz.

Yemeğin ardından diğer durak ise Cabo Girão seyir terası oldu. Burası dünyanın en yüksek cam teraslarından biri olarak geçiyor ve yaklaşık 580 metre yükseklikte, okyanusun tam üzerinde duruyorsunuz.
Açıkçası fotoğraflarda gördüğümüzde biraz abartıldığını düşünmüştük ama cam zemine ilk adımı attığınız anda yüksekliği gerçekten hissediyorsunuz. Özellikle aşağıdaki tarım teraslarına ve kayalıklara bakınca insanın dizlerine hafif bir güçsüzlük geliyor.


Giriş ücreti kişi başı 5 Euro'ydu. Manzara gerçekten güzel ve yolunuzun üzerindeyse uğramaya değer. Ama Madeira'da gördüğümüz onlarca etkileyici manzara noktasını düşündüğümüzde, burayı tek başına bir destinasyon olarak değerlendirmezdik. Yani "gitmezseniz çok şey kaçırırsınız" kategorisinde değil, daha çok "yakındaysanız uğrayın, birkaç fotoğraf çekin ve devam edin" kategorisinde bir durak diyebiliriz.
Otele döndüğümüzde Madeira bize yeni bir görev verdi: park yeri bulmak. Bugünkü otelimiz: Dorisol Mimosa Studio Hotel.
Bir süre mücadele ettikten sonra arabayı bırakmayı başardık. Odamızın manzarası ise tüm uğraşa değiyordu. Bir yandan okyanusu izlerken diğer yandan klozetin sürekli su akıtmasıyla uğraştık. Neyse ki kısa süre sonra görevli gelip sorunu çözdü.

Biraz dinlendikten sonra günü bitirmek yerine güneşi batırmak için yola çıktık.

Saat 18:45 civarında PR 1.2 Vereda do Pico Ruivo rotasına doğru yola koyulduk. Yaklaşık 2.3 kilometre yürüdük. Yürüyüş sırasında olduğumuz sırtın sağında ve solunda yer alan bulut havuzlarını görmek mükemmeldi.


Nasıl tariflerim bilmiyorum. Gerçek üstü bir deneyimdi. Zirveye bir 200 metre kala gün batımını izlemek için müthiş manzara noktasını bulduk ve yerleştik. Karşılaştığımız manzara Madeira'da geçireceğimiz günlerin nasıl olacağının ilk sinyalini veriyordu.



Okyanus, kayalıklar, bulut havuzları, altın sarısı ışık ve rüzgâr.

Güneşi batırıp, gecenin karanlığında, kafa lambalarımızla yürüyerek dönüşe geçip günü böylece bitirdik.



İlk günün sonunda yorulmuştuk ama Madeira'nın neden bu kadar sevildiğini direk anlamıştık.
2.Gün - 23 Mayıs 2026
Madeira'daki ikinci günümüze hızlıca kahvaltı ile başladık. Bugünün önemli aktivitesi canyoningdi.


Daha önce hiç canyoning yapmadıysanız kısaca anlatayım (ki bizim de ilk deneyimimiz olacaktı); kaskınızı takıyorsunuz, neopren kıyafetlerin içine giriyorsunuz ve ardından kendinizi şelalelerden atlayıp kayalardan kayarak ilerlerken buluyorsunuz.

Günün sonunda rahatlıkla söyleyebilirim ki Madeira'da yaptığımız en eğlenceli aktivitelerden biriydi. Yürüyüş, yüzme, tırmanma, iplerle iniş ve birkaç noktada suya atlama derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.



Canyoning turu için BeLocal Madeira'yı tercih ettik ve açıkçası aktivitenin bu kadar keyifli geçmesinde ekibin payı çok büyüktü. Tüm tur boyunca inanılmaz eğlendik. Özellikle grubun lideri çok enerjik, konuşkan ve insanı rahatlatan biriydi. İlk kez canyoning deneyen insanların bile kendini güvende hissetmesini sağlıyordu. Biz onların intermediate seviyedeki parkuruna katıldık: Nuns Valley (Summer Canyoning).

Parkur boyunca yaklaşık 7 metrelik noktalardan suya atladık, bazı bölümlerde ise 20 metreye varan yüksekliklerden iplerle iniş yaptık. Günün sonunda da Madeira'da yaptığımız en eğlenceli aktivitelerden biri olarak hafızamıza kazındı.

İşin ilginç tarafı, bu deneyimi o kadar sevmiştik ki birkaç gün sonra bir kez daha canyoning yapmak, hatta daha zor bir parkura katılmak istedik. Bunun için şirkete ulaştık ancak nedense hiçbir zaman geri dönüş alamadık. Açıkçası hâlâ nedenini bilmiyoruz. Hayatımızda ilk kez bir şirketi para vermek için kovalayıp cevap alamadığımız nadir durumlardan biri olarak gezi anılarımız arasındaki yerini aldı.



Tabii aktivite biter bitmez üzerimizi değiştirip bir sonraki programa yetişmek için koşturmaya başladık.

Çünkü sırada balina-yunus izleme turu vardı. Beklenti seviyem konusunda emin değildim. Sabah çok güzel başlamıştı, etkileyici balinalar görmeyi umuyordum. Norveç'teki deneyimimizin tarifi yoktu. Ona yaklaşamayacağını biliyordum ama yine de biraz beklentim yüksekti. Ancak gerçekler ise biraz daha farklıydı.
Yaklaşık 2.5 saat süren tur boyunca dört yunus ve uzakta bir balina görebildik. Teknik olarak vaat edilen her şeyi görmüştük.
Ama biraz uzaktan. Oldukça uzaktan.


Akşamüstü olduğunda rotamızı Santa Cruz tarafına çevirdik ve sahilde oldukça popüler görünen bir restoranda yemek yemeye karar verdik - Taberna do Petisco.
Burası muhtemelen bizim gezi boyunca en az sevdiğimiz yemek deneyimlerinden biri oldu.
Aslında et yemekleri oldukça makul fiyatlı görünüyordu ama deniz ürünleri tarafına geçtiğiniz anda fiyatlar ciddi şekilde yükseliyordu. Yediklerimiz de açıkçası fiyat-performans açısından bizi çok tatmin etmedi. Madeira'da sonraki günlerde çok daha iyi restoranlar keşfedeceğimiz için bu durak biraz arada kaynayıp gitti.

Yemekten sonra gün batımını izlemek için PR11 rotasına doğru yola çıktık.
Burası Madeira standartlarına göre oldukça kolay bir yürüyüştü. Kısa, ulaşımı rahat ve fazla efor gerektirmeyen bir rota.
Ancak gün batımı için araştırma yapıyorsanız küçük bir spoiler verelim: Daha önceki gün gittiğimiz PR1.2'nin manzaraları bize göre çok daha etkileyiciydi. Çünkü PR11 sonunda ulaştığınız balkon, PR 1.2 zirvesinin arkasında kalan vadide yer alıyor. Yani güneşin son anlarını buradan izlemenizin imkanı yok. Neden internette burası da bir sunset noktası olarak aktarılmış bilemedim.



Yine de Madeira'nın havası yine son sözü söylemeyi başardı.



Gün batımında oluşan bulutlar o kadar güzeldi ki, manzaranın kendisinden çok gökyüzünü izlediğimiz bir akşama dönüştü. Bulutların dağların arasından süzülüşünü izlerken bir süre sadece sessizce oturduk.


Bulutların üstündeyim, mutluluktan uçuyorum.
Madeira'da insanın hoşuna giden şeylerden biri de bu aslında. Bazen en çok görmek istediğiniz şey sizi çok etkilemiyor, bazen de hiç beklentiniz olmayan bir bulut manzarası günün yıldızı oluveriyor.
Basit yürüyüşten değişik anlar, son foto: Stranger things setine gönderme
Saat 21:46 civarında dönüş yoluna geçtik. Ama gün henüz tamamen bitmemişti.
Otele dönmeden önce bir alışveriş merkezine uğrayıp biraz dolaştık, birkaç eksiğimizi tamamladık ve sonunda kendimizi yatağa atmayı başardık. Bugünün oteli: Dorisol Buganvilia Studio Hotel
İkinci günün sonunda vücudumuz canyoning yüzünden yorulmuş, balina turu yüzünden hafif hayal kırıklığına uğramış ama Madeira'ya biraz daha bağlanmıştı.
3.Gün - 24 Mayıs 2026
Madeira'nın en popüler yürüyüş rotalarından biri olan PR1'i yapacağımız günün sabahı alarmımız 04:30'da çaldı.
Normal şartlarda tatilde bu saatte uyanmayı savunmam mümkün değil. Ama söz konusu Madeira'da gün doğumu izlemek olunca insan mantığını kısa süreliğine askıya alabiliyor.
Yaklaşık 05:30 gibi otoparka vardık. Park alanı çok kritik yazılarını okumuştuk. O sebeple gün doğumundan çok önce geldik. Gerçekten de araçlar giderek artıyordu. Saatlik 5 Euro park ücreti var ancak tam gün için 20 Euro ödüyorsunuz. Bizim de yürüyüş ve geri dönüş çok uzun süreceğinden 20 Euroluk ödeme yaptık, hemen park alanında bulunan kiosklardan. İlk başta gün doğumunun rasathanenin olduğu noktadan izleneceğini sanıyorduk. Birkaç dakika etrafa bakınıp ne yaptığımızı anlamaya çalıştıktan sonra insanların kararlı bir şekilde yürümeye devam ettiğini görünce onların peşine takıldık.
Yaklaşık 1 kilometre kadar yürüdükten sonra kendimize güzel bir nokta bulup oturduk.


Gerçekten Pico do Arieiro gün doğumu manzarası güzeldi. Bulutların yavaş yavaş renk değiştirmesi, dağların gölgelerinin ortaya çıkışı ve güneşin ufuktan yükselmesi gerçekten muhteşemdi.






Tabii manzaranın bir bedeli vardı. Soğuk. Rüzgâr. Uykusuzluk.
Ve sabahın köründe dağın tepesinde beklemenin getirdiği hafif bir hayat sorgulaması.








Daha önceki gün izlediğimiz gün batımı çok güzeldi ve doğruyu söylemem gerekirse, gün batımı deneyimini tercih ederim. Hem erken kalkmak yok, üşümek yok, yorulmak yok. Arada kalanlar olursa PR1.2 - Vereda do Pico Ruivo sunseti tercih etmelerini öneririm.

Gün doğumunun ardından PR1 girişine geçtik. Kapının açılmasını bekleyen ciddi bir kalabalık vardı. Son dönemde rota ücretli hale getirildiği için girişte bilet kontrolleri yapılıyordu. Hatta yanlış bilet alan ya da rezervasyon problemi yaşayan bazı kişilerin geri çevrildiğini gördük.

Yürüyüşün ilk bölümü beklediğimizden daha kalabalıktı. Başlangıçta vadiye doğru sürekli merdiven inmeniz gerekiyor. Ve önünüzde arkanızda müthiş bir insan kalabalığı var. Bir ara kendimizi doğa yürüyüşünden çok festival alanında hisseder gibi olduk. Neyse ki insanlar ilerledikçe kalabalık dağıldı ve Madeira'nın meşhur sırt hattında daha rahat yürümeye başladık.

Bu rota gerçekten etkileyici. Bir tarafınız uçurum. Diğer tarafınız uçurum. Arada da siz varsınız.
Yol boyunca dağ sırtlarının bir bu tarafında bir o tarafında yürüdük, tünellerden geçtik ve Madeira'nın neden dünyanın en iyi yürüyüş destinasyonlarından biri olarak gösterildiğini bir kez daha anladık.



Yürüyüşün daha az Instagram'lık ama bir o kadar önemli bir kısmı da vardı. Tuvalet planlaması.
Rotada imkânlar oldukça sınırlı olduğu için uygun anları yakalamak ciddi bir strateji gerektiriyor. Biz de yol boyunca bu konuda birkaç başarılı operasyon gerçekleştirdik.
Sırtın güneş vuran yüzüne geçtiğiniz anda rahatlık biraz azalmaya başlıyor. Alanda saklanabileceğiniz çok ağaç yok. O sebeple güzel bir gölgelik bulduğumuz an oturup dinleniyoruz.
Saatler süren yürüyüşün ardından PR1.2'nin başladığı bölgeye ulaştık. Zirveye çıkmadık çünkü birkaç gün önce gün batımında aynı noktaya zaten yürümüştük. Bunun yerine oturup bir şeyler içmeye karar verdik.
Üç içeceğe 13 Euro ödedik. Madeira'nın bazı bölgelerinde manzara ücretsiz olabilir ama susuzluk kesinlikle ücretsiz değil.







Bir süre dinlendikten sonra aşağıya inip dönüş için taksi aramaya başladık. Şansımıza çok beklemeden araç bulduk. Kişi başı 15 Euro ödeyerek yaklaşık bir saatlik yolculuk sonunda tekrar başlangıç noktasına ulaştık.
Bu noktada yürüyüşün fiziksel kısmı bitmişti ama alışveriş kısmı yeni başlıyordu. Hediye dükkânından birkaç magnet ve bilgisayarım için sticker satın aldım. Sonrasında Funchal tarafına dönüp öğle yemeği için bir restorana uğradık. Canım aşırı sushi, noddle soyalı bir şeyler çekiyordu ve restaurantın puanı bizi aldattı. 4.9 luk puanı olan Sunrise Asian Fusion'a gittik. Maalesef yemekler ve sushiler memnun etmedi.

Ne yazık ki günün ilk hayal kırıklığı burada geldi. Yemekler beklentimizin oldukça altında kaldı. Moralimizi düzeltmek için biraz ileride bir kafeden buzlu kahve aldık. Ve günün ikinci hayal kırıklığı da burada geldi. Kahve de kötüydü.
Bazen seyahatlerde üst üste öyle manzaralar görüyorsunuz ki günün geri kalanında her şey mükemmel olacak sanıyorsunuz.
Dünyanın en güzel gün doğumlarından birini izleyebilir, Avrupa'nın en etkileyici yürüyüş rotalarından birinde saatlerce yürüyebilir ve ardından kötü bir öğle yemeğiyle kötü bir kahve içebilirsiniz.
Hayatın dengesi böyle bir şey. Yıllar önce Bali'de şöförümüz Gusti'nin bize ısrarla tekrarladığı şey "Balance".
Öğle yemeği ve kahve konusundaki başarısız girişimlerimizin ardından rotamızı adanın kuzeyine çevirdik. Madeira'nın ilginç yanlarından biri de birkaç kilometre içinde tamamen farklı bir havaya geçebiliyor olmanız. Güneyde güneşli ve açık bir gökyüzü altında dolaşırken, kuzeye yaklaştıkça bulutlar çoğalmaya ve hava yavaş yavaş kapanmaya başladı.
Kuzeydeki otelimize ulaşıp biraz dinlendikten sonra, haritada önceden işaretlediğimiz birkaç noktayı keşfetmek için yeniden yola çıktık.
İlk durağımız Praia da Ribeira da Janela oldu.


Burası ilk bakışta küçük bir seyir noktası gibi görünse de oldukça etkileyici bir manzaraya sahip. Kıyının hemen açıklarında, okyanusun içinden yükselen devasa kaya oluşumları bulunuyor. Ama buranın asıl hoşumuza giden kısmı kıyı tarafı oldu.
Sahil boyunca yüzlerce taşın üst üste dizildiğini gördük. Kimi minik, kimi neredeyse insan boyuna yaklaşan bu taş kuleleri ilk başta bir sanat eseri gibi görünüyor. Sonra fark ediyorsunuz ki herkes sahilden bulduğu taşlarla kendi küçük eserini bırakmış. Ortaya da oldukça ilginç bir görüntü çıkmış.
Normalde böyle "Instagram noktaları" bizi çok etkilemez ama burası gerçekten keyifliydi.
Kuzey kıyısındaki keşif turumuzun bir sonraki durağı Porto Moniz Natural Swimming Pools oldu.

Burası Madeira’nın en bilinen noktalarından biri. Normalde yaz aylarında oldukça kalabalık olduğunu, havuzların dolup taştığını ve şezlongların kiralandığını okumuştuk. Hatta etrafındaki düzenli tesisler ve bilet gişeleri de buranın ne kadar popüler bir yer olduğunu hemen hissettiriyor.


Ama biz gittiğimizde tablo biraz farklıydı. Hava ciddi şekilde soğuktu ve rüzgâr kuzey kıyısında kendini iyice hissettiriyordu. Doğal lav kayalarının oluşturduğu havuzların içinde sadece bir kişi yüzüyordu ve o anı izlerken bile insanın içi üşüyordu. Açıkçası oraya girme fikri benim için hiç gerçekçi görünmedi.


Yine de manzara oldukça etkileyiciydi. Buradan günü daha sakin kapatmak için yakınlardaki bir kafeye geçtik. Kahve ve küçük bir tatlı eşliğinde hem dinlendik hem de günün yoğun temposunu sindirmeye çalıştık. Uzaktan güneşin uzaklaşmasını seyrettik.


Sonrasında da yavaş yavaş otele dönüş yoluna çıktık. Bugünkü otelimiz: SOLMAR - Alojamento. Her şey tertemiz ve düzenliydi. Balkondan manzaramızı seyrettik.

4.Gün - 25 Mayıs 2026
Madeira’daki son tam günümüz, biraz “rahat bir yürüyüş yaparız, toparlanırız” planıyla başladı. Ama adanın bize “rahatlık mı? öyle bir şey yok” demesi uzun sürmedi.
Sabah otelden çıkıp PR6 rotasına doğru yola çıktık ve yürüyüşe yaklaşık 09:30 gibi başladık. PR6, PR1 gibi dramatik sırt hatlarından ziyade daha sakin, daha orman içi ve yer yer asfaltla karışık bir rota. Sonunda da güzel bir şelaleye ulaşılıyor.


İlk kısmı gerçekten oldukça rahattı; hatta “bu iş neden bu kadar kolaymış” diye düşünürken bir anda kendimizi yine Madeira’nın klasik sürprizlerinden birinin içinde bulduk.
Dönüş için iki seçenek vardı: minibüse binmek ya da yürümek, ya da başka bir rota üzerinden otoparka ulaşmak.
Biz tabii ki “biraz daha yürüyelim” diyerek ilerledik.



Ve işte o karar, günün kaderini belirledi. Dönüş yolunda bir tünelden geçip ciddi bir yükselme başladı. Başta keyifli olan yürüyüş, sonlara doğru bayağı bir dayanıklılık testine dönüştü. Özellikle son bölümde bacakların “artık yeter” dediği noktaya geldik. Güneşin altında dik parkuru çıkmak gerçekten yorucuydu. Saat 13:15 civarında otoparka geri ulaştığımızda yürüyüşün ilk yarısındaki o “rahat PR6” algısı tamamen silinmişti. Bu arada biz aslında PR6'yı başka rotalarla birleştirdik.
Not olarak kesin bir tavsiye bırakacak olursak: PR6 için en mantıklı kombinasyon, otoparkın girişinden karşı yola geçip aşağı doğru inmek, tünelden geçmek ve PR6 rotasını tamamlayıp dönüşte minibüsü kullanmak. Bizim yaptığımız versiyon ise güneşin altında dik rota üzerinden ilerlemek daha akılsız bir seçenek oldu.
Yürüyüşün ardından doğal olarak ciddi bir açlık bastırdı. Ve günün belki de en iyi sürprizi burada geldi.
Pizza yemek için gittiğimiz yer beklentimizin çok üzerindeydi. Gerçekten uzun zamandır yediğimiz en iyi pizzalardan birini yedik. 4.6 puanlı olmasına rağmen dünkü restauranta onbin basardı - Manifattura Di Gelato restaurant.
Ardından bir de dondurma yedik, o da aşırı lezzetliydi.
Sonrasında sahile geçip biraz dinlenmeye karar verdik. Hakolar denize girerken ben de bir süre kıyıda vakit geçirdim.
Ardından küçük bir keşif daha yaptık ve sahil tarafında ilerleyip bir şelaleye ulaştık. Burada oradaki köpekle oynayıp biraz daha rahat bir tempo yakaladık.
Günün devamında Fanal Forest’a doğru yola çıktık.
Fanal Forest (Floresta do Fanal), Madeira’nın kuzeybatısında, Laurisilva ormanının en etkileyici ve en “masalsı” bölgelerinden biri. UNESCO Dünya Doğal Mirası listesinde yer alan bu orman, aslında milyonlarca yıl önce Avrupa’nın büyük bir kısmını kaplayan subtropikal defne ormanlarının günümüze kalmış nadir örneklerinden biriymiş. Bölgedeki en ikonik görüntü ise yüzlerce yıllık, bükülmüş ve şekil değiştirmiş laurisilva ağaçları. Özellikle sisli havalarda bu ağaçlar neredeyse başka bir gezegendeymişsiniz hissi yaratıyor gibi; bu yüzden internet fotoğraflarının çoğu o “mistik sis” atmosferinde.
Normalde internetten gördüğümüz Fanal fotoğrafları hep sis içinde, ağaçların arasından süzülen gizemli görüntülerden oluşuyordu. Biz ise tam tersine, tamamen açık ve güneşli bir havada oradaydık. Başta “yanlış zamanda mı geldik?” diye düşündük ama birkaç dakika içinde bu haline de ayrı bir hayranlık geliştirdik.


Sis yoktu ama yeşilin her tonu vardı. Arazide özgürce dolaşan inekler, sonsuz gibi görünen çayırlar ve göl çevresinde yükselen kurbağa sesleri…
Rüzgarlı tatillerin vazgeçilmezi: Dudak kremi
Özellikle küçük gölün etrafındaki inanılmaz yoğun kurbağa sesi, daha önce hiç deneyimlemediğim bir doğa atmosferi yarattı. Aşırı gürültücülerdi.

Günün sonunda tepeden gün batımını izledik. Madeira’nın son gününde, adanın en “masalsı” noktalarından birinde güneşi uğurlamak iyi bir kapanıştı.








Akşam ise fazla düşünmeden, ilk gün çok beğendiğimiz defne yapraklı şişi tekrar yemek için aynı yere döndük.
Dönüş yolunda bile işte Madeira manzarası vardı. Her yol o muhteşem bulut havuzlarına çıkıyordu.

5.Gün - 26 Mayıs 2026
Madeira’daki son günümüz aslında planlı bir “ekstra canyoning” ile bitmeliydi. Eğer BeLocal Madeira bizi ghostlamasaydı büyük ihtimalle sabah bir kez daha şelalelerden atlıyor olacaktık. Ama bazen seyahatlerde planlar kadar planların gerçekleşmeme şekli de hikâyenin bir parçası oluyor.
Bu yüzden günü tamamen boş bırakmaya karar verdik.
Saat 16:00’daki uçuşumuza kadar acele etmeden, son bir kahve, küçük alışverişler ve biraz dinlenme ile adaya veda ettik.
Dönüş yolculuğu ise başlı başına ayrı bir hikâyeydi.
Sonunda Avrupa yolculuklarındaki sırt çantası kontrolüne takılan Merve'nin görüntüsü. Çantayı şişiren her eşyanın elde taşınma hali...
Önce Madeira’dan Milano’ya uçtuk. Sonra orada kısa bir mola verip bir şeyler yedik, enerjimizi toparlamaya çalıştık. Ardından gece yarısına doğru ikinci uçuşumuza binip Barselona’ya doğru yeniden yola çıktık.
Ve sonunda eve vardığımızda saat gecenin ilerleyen saatleriydi.
Yorgun ve aç bakışlar
Her tatilin sonunda olduğu gibi bu yolculuğun da kendine ait bir dokusu vardı. Bir yandan yorgunluk, bir yandan “gerçekten ne güzel bir yer gördük” hissi, diğer yandan ise ertesi gün işe nasıl adapte olacağımıza dair küçük bir endişe… Hepsi aynı anda zihnimin içinde dolaşıyordu.
Madeira’dan geriye kalan ise netti: zor ulaşılan, biraz yorucu ama her saniyesine değen bir ada deneyimi. Ve muhtemelen daha uçakta geri dönüş planlarının yapılmaya başlandığı türden bir tatil.