Tatil Sonrası Yazlık Baktıran Ada: Menorca

Tatil Sonrası Yazlık Baktıran Ada: Menorca

Uzun bir tatil arası verdikten sonra, sonunda dört günlüğüne Menorca’ya kaçtık. “Ha, İspanya’daki o ada mı?” diye sorarsanız — hayır, Mallorca değil; Menorca, onun daha küçük, daha sakin ve belki de biraz daha gizli kalmış kardeşi.

Bu tatilde dört kişiydik. Hiçbir yerde boğucu kalabalıklarla karşılaşmadık. Hafta sonuna doğru biraz hareketlilik artsa da, genel olarak her yer huzurlu ve keyifliydi. Etrafında sürekli seni mutlu edip hayran bırakan bir detay buluyorsun, doğa zaten muhteşem, evler de bir o kadar güzeller.

Tatil boyunca keşfettiğimiz (ve keşfetmek istediğimiz ama vakit yetmeyen) tüm yerleri tek bir haritada topladım. Mekanlar, plajlar, restoranlar… Hepsi bu Google Maps listesinde. Seyahatinizi planlarken işinize yarayabilir. Listeye buradan ulaşabilirsiniz!


Konaklama

Ada küçük olduğundan, her yere erişimimiz arabayla kolay olacağından tek bir yerde kalmayı tercih ettik. Gitmeden önce otelimizi erkenden ayarladık; çünkü gün geçtikçe fiyatların iki, hatta iki buçuk katına çıktığını görünce bu işin ne kadar önemli olduğunu anladık.

10-13 Temmuz 2025 - Apartamentos Vistapicas

Diğer adıyla 07 Vista Picas, bir apart otel grubu. Tesiste açık yüzme havuzu ile kahvaltı ve yemek servisi yapan bir restoran da bulunuyor (biz restoranı kullanmadık). Havalimanına yaklaşık 45 dakika, Ciutadella şehir merkezine ise yalnızca 10 dakika mesafede yer alıyor. Çevresinde çok güzel sahiller, restoranlar ve alışveriş yerleri var.

Biz iki odalı bir apart dairede kaldık. Dairenin bir banyosu ve iki tuvaleti vardı. Genel olarak temiz ve ferah bir yerdi. Ayrıca mutfak da mevcut. Sabah kahvaltılarımızı odada hazırladık. İstenirse akşam yemeklerini de burada yapmak mümkün, bu da özellikle uzun süreli konaklamalar için oldukça avantajlı oluyor.

4 kişi için toplam 724 Euro ödedik.


Ulaşım

Ulaşım için RecordGo’dan araba kiraladık. Tamamen otelde kalıp pineklemeli bir tatil düşünmediğimizden, adanın bir ucundan diğerine maksimum bir saatte ulaşılabiliyor olsa da, farklı yerleri rahatça gezebilmek için bu seçeneği tercih ettik.

Aracı, Easy Go - Meet & Greet özelliğiyle kiraladık. Böylece aracımız havalimanında bizi hazır bekliyordu ve ayrıca ofise gitmemize gerek kalmadı. Bu gerçekten işleri çok kolaylaştırdı. Tabii bu konforun bir bedeli vardı: yaklaşık 50 Euro fazladan ödeme yaptık ama bence kesinlikle değdi.

Aracımız 4 kapılı bir Toyota Hybrid C-HR’dı ve 4 günlük kiralama için toplamda 260 Euro ödedik.

Menorca’da park yeri bulma konusunda hiç sıkıntı yaşamadık. Çoğu yerde, gitmek istediğimiz noktalara en fazla 5-6 dakika yürüme mesafesinde, üstelik ücretsiz park yerleri bulabildik. Bu da tatilin gizli bonuslarından biri oldu — özellikle Avrupa şehirlerindeki park kabuslarını düşününce, Menorca tatilimizi kolaylaştırdı!


Yeme, İçme ve Restaurant

Son gün dışında, kahvaltılarımızı genellikle marketten aldıklarımızla odamızda hazırladık. Otelimiz Ciutadella bölgesine yakın olduğu için, öğle yemekleri ve kısa gezintiler haricinde, yemek maceralarımızın büyük çoğunluğu Ciutadella çevresinde geçti.

Aşağıda, farklı bölgelerde gittiğimiz yerlerin detaylarını ve konumlarını paylaşıyorum.

Ciutadella

S'Àvia Rita, S.L. - Kahvaltı

Merkezde yer alan bir fırın. Çok özel bir olayı yok, ama pratik bir kahvaltı için tercih edilebilir.

PUSPAAYU - Burger

Şehrin merkezinde bulunan bir burgercı. Bahçesi var, ortamı keyifli. Yediğimiz burgerler oldukça lezzetliydi.

Can Padet - Dondurma

Son zamanlarda yediğim en güzel dondurmalardan biriydi. Farklı aromalar mevcut, kesinlikle şans verilmeli.

Es Rosaret - Yemek/Tapas

Gece 12’ye kadar mutfakları açık. Yemekler gayet lezzetliydi, ancak çok özel bir şeyler arayanlar için sıradan kalabilir.

OTTIMO Menorca - Yemek/Kokteyl

Gece kokteyl içmek için tercih ettik. Özellikle dışarıdaki ortamı oldukça güzel ve cool bir havası var.

Aires del Sur - Yemek/Tapas

Fiyat-performans açısından uygun, ortamı sıcak ve samimi. Geç saatlere kadar mutfakları açık olması bizim için büyük avantaj oldu.

Discoteca Kopas Club - Kokteyl

Terasında kokteyl içebileceğiniz keyifli bir mekan. Gece ilerledikçe alt kat ve çevredeki diğer yerlerde dans ve eğlence hız kazanmaya başlıyor.

Restaurant L'Àncora - Yemek

Fiyat-performans açısından gerçekten harika bir restoran. Etleri, dışarıdaki ayrı bir ızgara mangal alanında pişiriyorlar ve hem çok lezzetli hem de oldukça uygun fiyatlıydı.

Cala Macarella

Cafeteria Susy - Yemek

Macarella Plajı’nın hemen dibinde yer alıyor ve çevrede 40 dakika mesafede ulaşılabilecek başka bir yer olmamasına rağmen, tabakların boyutu, lezzeti ve fiyatıyla gerçekten çok iyi bir performans sergiliyordu.

Es Mercadal

Cas Sucrer - Tatlı

Ünlü Ensaïmada tatlısını burada deneyebilirsiniz. Birçok farklı dolgu seçeneği var. Biz orijinal ve balkabaklıyı denedik; ben balkabaklıyı beğendim, arkadaşlarım ise orijinal olanı tercih etti. Kendi damak tadınıza göre seçim yapmanızı öneririm.

Mahon

Sa Botiga - Tapas

Lezzetli ve ferahlatıcı tapas seçenekleri sunuyor. Hafif bir atıştırmalık için güzel bir adres.


1.Gün - 10 Temmuz 2025

Uçuşumuz öğlen 12’deydi. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuğun ardından Menorca Havalimanı’na ulaştık. Havalimanı, adanın Mahon bölgesine yakın konumda. Zaten Menorca oldukça küçük bir ada ve iki büyük şehri var: Mahon ve Ciutadella. Bizim otelimiz Ciutadella tarafındaydı.

Aracımız havalimanında bizi hazır bekliyordu, teslim aldıktan sonra otelimize doğru yola çıktık ve yaklaşık 40 dakika içinde oteldeydik.

Eşyalarımızı yerleştirir yerleştirmez Ciutadella merkeze geçtik. Epey acıkmıştık, o yüzden önce PUSPAAYU’da birer burger yiyerek enerji topladık. Ardından eski şehirde kısa bir tur attık. Sokaklar çok tatlı ve keyifliydi. Ancak saatten dolayı dükkanların yarısı kapalıydı.

Bir süre dolaştıktan sonra dondurma yemeye karar verdik ve Can Padet’e uğradık. Uzun zamandır yediğim en güzel dondurmaydı. Özellikle muzlu-hindistan cevizli (Coco Plátano) ve merengli çeşitleri oldukça başarılıydı.

Buraya dondurmasından mutlu bir Adnan bırakalım.

Biraz daha şehirde gezindikten sonra Cala en Brut plajına geçtik. Park yerini kolayca bir üst caddede bulduk ve ücretsiz şekilde park ettik. Burası farklı yüksekliklerde terasları olan bir koy; doğrudan sahil kumuna iniş yok. Farklı atlama noktaları oluşturulmuş ve çeşitli yüksekliklerde havlularınızı serip vakit geçirebileceğiniz alanlar mevcut.

Büyükler de çocuklar da farklı yüksekliklerden kendilerini suya bırakıp eğleniyor. Suyun turkuaz rengi ve berraklığı da işi iyice şova çeviriyor. Zaten diğer plajlarla kıyasladığımızda buranın yaklaşık 7500 yorumla 4,7 puan alması hiç şaşırtıcı değildi 😅. Bizim ekipte cesaret testi yaptık: Ben ve Adnan atlarken, Lorena ve Hakan ise ‘Seyirci olmak da bir görevdir’ diyerek alkışlarla destek verdiler.

0:00
/0:05

Evet Yarışmacımız Yaşar Yürüyor, Yaşar Hazırlanıyor, Mükemmel Bir Atlayış...


Buradan sonra 15 dk kadar yürüyerek yakındaki Platja Cala en Blanes’e geçtik. Burası doğrudan sahilden denize girilebilecek, yine berrak sulara sahip bir plaj. Ancak güzellik açısından Cala en Brut ile kıyaslamak, açıkçası Cala en Brut’a haksızlık olur.

Saat iyice ilerliyordu, gün batımına yaklaşık 30 dakika kalmıştı. Güneşin batışını izlemek için, oldukça güzel ve popüler bir nokta olan Pont d’en Gil’e doğru yola çıktık. Popüler yerin raconu malum, girişe 5-6 dakikalık yürüme mesafesinde, sokak üstünde ucu ucuna bir park yeri bulabildik.

Biz doğrudan sahilden geldiğimiz için üzerimiz başımız gayet salaş ve plaj kombini sayılabilecek durumdaydı. Arabadan inerken etrafta şık giyinmiş, topuklular üstünde, makyajlı kişiler gözüme çarpmıştı; önce yakında düğün falan var sandım. Ama gün batımı noktasına varınca gerçek ortaya çıktı: Meğer herkes, gün batımı fonunda Instagram fotoğrafı çektirmek için giyinmiş! Vay Instagram vay..., sen nelere kadirsin!

Güneşin batışını izledikten sonra koştur koştur otele dönüp üzerimizi değiştirdik. Saat 11’i bulmuştu ve bu saat, İspanya için bile açık mutfak bulmak açısından biraz geç kalınmış bir saat sayılır. Ama sonunda Ciutadella eski şehrin sokaklarında Es Rosareti bulduk. Burada karnımızı doyurduk; ne muhteşemdi ne de kötü.

Sonrasında, şehri bir de gece gözüyle gezelim dedik. Ne ıssızdı ne de kalabalık; tam kararında bir ortam. Minik dükkanlara baka baka dolaşmak baya keyifliydi.

Gezintinin üzerine bir de kokteyl iyi gider diyerek, OTTIMO Menorca’ya uğradık. Sahili gören dış alanında oturduk, kokteyllerimizi söyledik. Mekan öyle vayy bu ne harika bir yer! dedirtmese de, gayet nezih ve keyifliydi.

Sonra, “Yarın erkenden kalkıp yürüyüşe çıkacağız!” gazıyla otele dönüp kendimizi yatağa attık… Sanırım yataklara geçerken herkes içinden bunun gerçek olmayacağını biliyordu...!

2.Gün- 11 Temmuz 2025

Dün büyük bir hevesle yaptığımız “Saat 8’de kalkarız!” planları, tabii ki sabah olunca suya düştü. Kahvaltı masasına oturduğumuzda saat çoktan 10’u göstermişti. Planlarımızda yalnızca minicik bir gecikme vardı, o kadar!

Bugünkü hedefimiz, iki güzel plajı görmekti. Ancak bu plajlara ulaşmak bu dönemde biraz zahmetliydi. Ya otobüse binmek gerekiyordu ya da arabayı başka bir plaja bırakıp yaklaşık 40-45 dakikalık bir yürüyüş yapmak. Üstelik bu yürüyüş, Camí de Cavalls rotası üzerindeydi.

Camí de Cavalls, Menorca’yı sahil boyunca tamamen dolaşan tarihi bir yürüyüş yolu. Yaklaşık 185 kilometrelik bu rota, bir zamanlar adayı gözetlemek ve korumak için kullanılıyormuş. Günümüzde ise muhteşem koylar, plajlar ve manzaralar keşfetmek isteyen yürüyüşçüler ve doğa severler için oldukça popüler bir rota hâline gelmiş.

Hava da pek kararsızdı iki gündür. Bazen gri bulutlar etrafı sarıyor, bazen de gökyüzü pırıl pırıl açıyordu. Ama kaderimiz belliydi: Saat tam 12’de hiking başlangıç noktasına varacaktık — ve tabii ki o sırada gökyüzünde tek bir bulut bile olmayacaktı.

Bu yürüyüş rotasına ulaşmak için önce Cala Galdana araç park alanına gitmemiz gerekiyordu. Ancak park yerine vardığımızda yer bulamadık. Neyse ki biraz etrafta dolandıktan sonra, başlangıç noktasına yaklaşık 10 dakika yürüme mesafesinde bir park yeri bulmayı başardık.

Patika yol, Aparcament Cala Galdana yani Galdana plajı otoparkının hemen yanındaki köprünün girişinden başlıyor. Bu yol aslında üç farklı plaja ulaşıyor: Cala Macarella, Macarelleta ve Cala en Turqueta. Biz o gün sadece ilk iki plaja kadar yürüdük ve oralarda zaman geçirdik.

Bu yürüyüş rotasının ilk durağı olan Cala Macarella’ya gidiş yolu oldukça düz ve kolay. Tek sıkıntı, bizim zamanlamamızın biraz yanlış olmasıydı. Öğlen sıcağında yürüyünce, haliyle biraz haşlandık. Yol yaklaşık 2,1 kilometre sürüyor.

Patikanın sonunda, sizi Cala Macarella karşılıyor: Turkuaz rengi denizi ve yumuşacık kumlarıyla gerçekten kartpostallık bir plaj. Ancak biz denize girmek için ikinci durak olan Macarelleta’yı seçtik. O yüzden 500 metre kadar daha yürüyüp devam ettik.

Macarelleta’ya ulaşmak için iki seçenek var: Biri, deniz manzaralı uçurum hattından geçip biraz daha dik bir patikaya tırmanmak. Tehlikeli değil ama ter döktürüyor. Diğeri ise orman içinden, biraz daha düz bir patika yol. Bu yol plajın arka tarafına çıkıyor.

Macarelleta, biraz daha küçük bir plaj ama denizin rengi daha açık ve davetkar. Bize de daha çekici geldiği için zamanımızı burada geçirdik.

Önce denize girdik; suyun berraklığı ve kumun yumuşaklığı gerçekten harikaydı. Ekip saatlerce güneşin altında bronzlaşmaktan keyif almadığından, deniz keyfinden sonra plajın hemen arkasındaki ağaçlık bölgeye geçtik.

Kimimiz kısa bir şekerleme yaptı, kimimiz kitabına gömüldü, kimimiz de Sakamoto Days izleyerek gölgenin ve ağaçlığın keyfini çıkardı.

“Güne başka bir sahil daha sığdırabilir miyiz?” diye düşünerek, saat 15:30 gibi dönüş yoluna geçmeye karar verdik. İlk planımız, arabayı bıraktığımız noktaya ulaşıp bir restoran bulmaktı. Ama önümüzde yaklaşık 45 dakikalık bir yol vardı ve midelerimiz ciddi şekilde isyan etmeye başlamıştı.

Cafeteria Susy - Karınlar doydu, ekip mutlu.

Ne yapsak diye düşünürken imdadımıza Cala Macarella’da yer alan Cafeteria Susy yetişti. Kocaman tabaklarda gelen yemekler hem karnımızı doyurdu hem de yüzümüze kocaman bir gülümseme kondurdu.

Daha sonrasında, adanın kuzeyinde yer alan ve kırmızı kumlarıyla ilgimi çeken Cala Pregonda’ya doğru yola koyulduk. Ancak Google Haritalar bizi, sağ olsun, erişilmez bir yola doğru yönlendirdi. Bunun üzerine, oradaki levhaları takip ederek devam ettik ve kendimizi Platja de Binimel·là’da bulduk.

Aslında buradan yaklaşık 30 dakikalık bir yürüyüşle asıl hedefimiz olan Cala Pregonda’ya ulaşmak mümkündü. Ama bir yandan yorgunluk, diğer yandan kapalı ve bulutlu hava derken, enerjimiz tükenmişti. O yüzden planı değiştirdik ve Platja de Binimel·là’da uzanıp dinlenmeye karar verdik.

Yine akşam yemeği saatimiz klasik olarak 11’e sarkmıştı ve bizim için “açık mutfak bulma operasyonu” resmen başlamıştı. Neyse ki sıcak ve samimi bir ortama sahip Aires del Sur’u bulduk ve karnımızı doyurduk.

Bu gece için planımız biraz daha hareketli vakit geçirmekti. O yüzden rotamızı Ciutadella’daki parti mekanlarının olduğu bölgeye çevirdik. En yüksek puanlı ve fotoğraflarında mümkün olduğunca az nargile görünen (!) bir yer arayışına girdik. (Bu arada gerçekten, ne ara bu kadar hype oldu şu nargile işi, insanın aklı almıyor.)

Sonunda seçimimiz Discoteca Kopas Club oldu. Önce terasında farklı kokteylleri denedik, gece ilerleyince alt kattaki dans pistine indik. Kalabalık biraz fazla gelince, ara kattaki balkon alanına geçip orada dans etmeye devam ettik ve geceyi keyifle noktaladık.

3.Gün- 12 Temmuz 2025

Bugünkü planımız, adanın doğusundaki Mahon bölgesine doğru yol almaktı. Ama önce, Menorca’nın ünlü Ensaimada tatlısını denemek istiyorduk ve rotamızı Es Mercadal’da yer alan Cas Sucrer’e çevirdik. Tatlıyı tattık ve gerçekten beklentimizi fazlasıyla karşıladı, baya lezzetliydi!

Ardından adanın en yüksek noktası olan El Toro’ya çıktık. Burası yaklaşık 358 metre yüksekliğinde bir tepe ve Menorca’nın dört bir yanını panoramik olarak görebileceğiniz harika bir manzaraya sahip. Yukarıda biraz vakit geçirip tüm adayı kuşbakışı izleyerek manzaranın keyfini çıkardık.

Ardından ise haritada gördüğümüzden beri gitmeliyiz dediğimiz, Menorca Donkey Rescue merkezine uğradık ve oradaki sevimli eşeklere elma ziyafeti çektirdik. Burası, Menorca’da terkedilmiş veya kötü koşullarda yaşamış eşekleri koruma ve onlara güvenli bir yuva sağlama amacıyla kurulmuş bir merkezmiş. Ziyaretçiler olarak eşeklerle vakit geçirebiliyor, onlara yiyecek verebiliyor ve bağış yaparak merkeze destek olabiliyorsunuz.

0:00
/0:18

Sonrasında, saat 3 civarı Mahon şehir merkezine ulaştık. Ancak tam siesta vaktine denk geldiğimizden sanırım, ünlü Sa Plaça market biraz ruhsuz ve sessizdi. Yine de etrafta biraz dolaşıp vakit geçirdik.

Sonra karnımızı doyurmak için merkezin içinde yer alan Sa Botiga’ya oturduk ve tapasların keyfini çıkardık. Bu arada hava, tüm kararsızlığına devam ediyordu: bir an bulut kaplıyor, bir an güneş tepede kavuruyordu.

Rotamız artık deniz keyfi yapmak üzere bir sahile çevrilmişti. Bu yüzden, Mahon’a yakın olan Platja de Son Bou’ya doğru yola çıktık. Sahilin yakınındaki park alanında kolayca yer bulduk.

Sahile vardığımızda ise açıkçası ilk izlenimimiz biraz hayal kırıklığıydı. Deniz fazlasıyla dalgalıydı, güneş tam tepemizdeydi ve elimizde ne bir şemsiye vardı ne de kaçacak gölge bir köşe. Sonunda biraz sahilde uzanıp dinlenmeye karar verdik.

Tabii herkes güneşten korunmak için kendi yöntemini geliştirdi. Ben şahsen en güvenli yöntemi seçip kendimi baştan aşağı havlunun altına sakladım.

Sonrasında “Hadi artık denize girip biraz serinleyelim!” dedik veeee, başta burun kıvırdığım o dalgalarda aslında baya eğlendik ve güldük. Sanırım, sakin bir plajda usul usul yüzmektense dalgalarla boğuşmanın daha çok keyif verdiğini itiraf etmem gerekiyor.

Dalgaların bizi epey hırpalamasının ardından, bu sefer erkenden güzel bir şeyler yemek için (kolayca açık mutfak bulma umuduyla) sahilde fazla oyalanmadan direkt otele dönmeye karar verdik. Diğer günlere kıyasla yemek planımızı tam iki saat erkene çekmiş olduk.

Bu kez merkeze gitmeden, otelimizin bulunduğu bölgede bir yerde yemek yemeye karar verdik, ve iyi ki de öyle demişiz! Otelden yalnızca 10 dakika yürüme mesafesindeki Restaurant L'Àncora’ya gittik ve ızgarada muhteşem etler yedik.

Ortam ve bahçesi, insanı Türkiye’deki sahil kasabalarındaki restoranlarda hissettiriyordu; öyle ki sürekli “Şurada bir lahmacun olsa ya!” diye söylenip durduk. Ama buradaki her şey de gerçekten çok lezzetliydi. Yemeğin ardından tatlı ve çay keyfimizi de yaptık.

Restaurant L'Àncora

Bu sırada, karşı sokakta yer alan bardan sürekli “Bingo!” bağırışları yükseliyordu. Tabii ki merakımıza yenik düştük ve “Neler oluyor acaba?” diyerek yemeğin ardından soluğu barda aldık. Şansımıza, son bingo turuna tam zamanında yetiştik.

0:00
/0:11

Olay, bizdeki tombalanın birebir aynısı. Tek fark, burada yalnızca 1. Çinko ve Tombala yapanlara ödül veriliyor. Herkes her turda parasını ödeyip sayı kartlarını alıyor ve sunucunun enerjik anonslarıyla, ekrandan çıkan sayıları takip ederek büyük ödülün peşine düşüyor.

Biz de kendimizi bir anda oyunun tam ortasında bulduk. O kadar gaza geldik ki, kesin kazanacağımızdan emindik. Hatta, kazananın hem hesabı hem de oyun masraflarını ödeyip kalan parayı cebe atacağına dair kendi aramızda anlaşmalar bile yaptık. Ama en iyi durumda olanımız bile Bingo'ya üç sayı uzaklıktayken oyun maalesef bitti. Kısmet değilmiş, bir dahaki sefere, inanıyorum! (Allahtan son turuymuş, yoksa geceyi Bingo kartlarını takip ederek, tatil masraflarını artıracak gibiydik!)

Bingo'da Kaybedenler Kulübü

Sonrasında otele doğru geçtik. Ancak tam o sırada, gökyüzünde inanılmaz bir hareketlilik vardı. Uzaklarda bir yerlerde, bulutların arasında adeta bir fırtına ve yıldırımlı ışık şovu sergileniyordu. Gökyüzü sanki kendi diskosunu kurmuş gibiydi!

Aşağıya, bu muhteşem manzaradan yakalayabildiğim bir videoyu ekliyorum.

0:00
/0:58

4.Gün- 13 Temmuz 2025

Vee teletabilerin adaya veda vakti geldi! Sabah gazla 7:30’da kalktık. Son gün diye tüm imkanlardan faydalanmalıydık. Önce Cala en Brut’e gidip yarım saat kadar yüzdük, ardından otele dönüp eşyalarımızı toparladık.

7:30'da kalkma neşesi.

Şehir merkezinde bir fırında karnımızı doyurduk. Maalesef sonrasında kötü bir dondurma deneyimi yaşadık ama neyse, tatilin minik talihsizliklerinden sayılır.

Yolda hafif uyku molaları verilmedi diyemem.

Havalimanına gitmeden önce, yol üstünde denk geldiğimiz Pedrera de Santa Ponça’da yaklaşık yarım saat vakit geçirdik ve etrafı gezdik.

Burası, Menorca’da eski taş ocaklarının bulunduğu oldukça etkileyici bir alan. Yıllar önce yapı malzemesi elde etmek için kullanılan bu taş ocağı, bugün devasa taş blokları ve geometrik duvarlarıyla adeta açık hava sanat galerisi gibi duruyor. Doğayla iç içe, fotoğraf çekmek ve kısa bir yürüyüş yapmak için oldukça güzel bir nokta diyebilirim, zamanınız fazla varsa yol üstünde uğranabilir bir nokta olarak düşünülebilir.

Sonrasında arabayı hızlıca teslim edip, Splitwise hesaplarımızı kapattık ve dönüş yolculuğuna başladık. Böylece, tilki dükkanı Barcelona’ya geri döndük.

Veda Vakti

Bonus: Lahmacun hâlâ aklımızdaydı! Uçuştan sonra soluğu Pizzeria Don Nuri’de aldık ve lahmacun ile pastırmalı pide keyfi yaparak tatili resmen sonlandırmış olduk.