Kuzeye… Daha Da Kuzeye: Alta Seyahati - Kuzey Işıkları, Balinalar ve Nordik Huzur

Kuzeye… Daha Da Kuzeye: Alta Seyahati - Kuzey Işıkları, Balinalar ve Nordik Huzur

Bir önceki Karavanla Norveç gezimizin üzerinden çok uzun bir süre geçmeden, yine Norveç’ten bir yazıyla karşınızdayım. Ama doğruyu söyleyeyim, bu öyle “Norveç harikaydı, hadi hemen bir daha gidelim!” diyerek yapılan bir plan değildi.

Aslında bu biletleri Mayıs sonunda arkadaşlarla birlikte, sadece Oslo’ya gidiş–dönüş olarak almıştık. Arkadaşlarımız Osman ve Eda İstanbul’dan, biz ise Barcelona’dan gelecektik. Plan basitti: Oslo’da buluşup birkaç gün şehirde vakit geçirecektik.

Ama yaz sonuna doğru tatil planlarımızı gözden geçirince işler değişti. Ağustos sonunda Norveç’e yaptığımız karavan gezisi sonrası Oslo’yu da yaklaşık 10–12 saat gezme fırsatımız olmuştu. Oslo güzeldi evet, ama Norveç’in diğer kısımlarını gördükten sonra, dört günümüzü sadece burada geçirmenin çok da anlamlı olmayacağına karar verdik. Gezinin başka bir formata evrilmesi gerektiği artık kesindi.

Daha kuzeye gitme fikri hemen aklımıza yattı. Osman’ın kardeşi Emir ve benim kardeşim Berkay da bu plana dahil olacaktı. Ancak klasik Türkiye draması: vize süreci! Başvurular yapıldı, beklemeye başladık. “Vizeyi verecekler mi, vermeyecekler mi?” diye heyecanla geçen haftaların sonunda, 24 Ekim’de sonuçlar açıklandı. Emir günün kazananı olurken, Berkay maalesef vize sürecinde elenip “tatil sürecinden” ayrılmak zorunda kaldı.

Böylece önümüzde sadece 10 gün kalmıştı. Tatili hızlıca, daha etkili bir versiyona dönüştürmeliydik. Hemen bilet araştırmalarına başladık. Ana hedefimiz Tromsø oldu, 6 Kasım’da Oslo’ya inecektik ve 9 Kasım’daki dönüş uçuşumuza kadar kuzeye çıkmaya çalışacaktık.

Ancak uçak biletleri cep yakıyordu: kişi başı 270 euro! Biraz daha araştırınca Alta seçeneği karşımıza çıktı. Fakat orası da aynı fiyat aralığındaydı. O noktada birbirimize baktık ve dedik ki: “Tamam, biraz sakinleyelim… sonra tekrar inceleriz.”

Alta’ya Karar Verişimiz ✈️

Sonra 25 Ekim akşamı, tamamen tesadüfen bir kontrol sırasında Alta uçuşlarının makul bir fiyat aralığına düştüğünü fark ettik. Fırsatı kaçırmadık ve hiç vakit kaybetmeden biletlerimizi aldık.

Buradaki kritik noktalardan biri şuydu: biletler görece uygun olsa da, valiz konusu Norveç gibi bir ülkeye — hele ki kış ortasında — giderken tam bir zorunluluktu. Ve bu da genelde bilet fiyatlarını ciddi şekilde artırabiliyordu.

Yine de şans bizden yanaydı. Yaklaşık 10 gün kala, Oslo–Alta uçuşunu 105 euroya, dönüşteki Alta–Oslo uçuşunu ise 80 euroya satın almayı başardık. Plan artık netti:
🕤 7 Kasım sabahı 09:30’da Alta’ya uçacaktık,
🕗 9 Kasım sabah 08:00’de ise Oslo’ya geri dönecektik.

Artık geriye tek bir şey kalmıştı: o iki günü en verimli şekilde nasıl geçireceğimizi planlamak.


Plan Yapma Süreci ve Etkinlik Seçimi ❄️

Gitmeden önce farklı turlara ve yapılabilecek aktivitelere bakmaya başladık. Gerçekten de tarih, hangi etkinliklerin mümkün olup olmayacağını fazlasıyla etkiliyordu. Kasım ayının başında orada olacağımız için, bazı turlar henüz başlamamış durumdaydı.

Örneğin, buz iglolarında konaklama sezonu henüz açılmamıştı; aynı şekilde, kar koşullarına bağlı olan husky turları da garanti değildi.
Yani hava ve tarih bizi biraz kısıtlıyordu.

Bu şartlarda, iki günümüzü en iyi şekilde değerlendirebilmek için şu iki aktiviteyi seçtik ve Viator sitesi üzerinden satın aldık:

  1. ATV ile Kuzey Işıklarını Kovalamaca (LİNK) - Kişi Başı 195 Euro
  2. Balina İzleme Turu (LİNK) - Kişi başı 246 Euro

Detayları gezinin içerisinde anlatacağım.


Araba Kiralama Macerası 🚗❄️

Alta'da araba kiralama konusunda başta emin değildik. “Acaba gerçekten ihtiyaç olur mu?” diye düşünüyorduk. Bir yandan da internette sıkça rastlanan “Norveç’te kışın araba sürmek riskli midir?” gibi yorumlar da kafamızı karıştırıyordu.

Ama sonunda “Neyse ya, hallederiz!” dedik ve Hertz üzerinden 2 günlük bir araç kiraladık.
İyi ki de kiralamışız, yoksa o soğukta ve o mesafelerde gerçekten çok zorlanırdık.

Yerel insanlarla konuştuğumuzda, Ocak ayında bile büyük bir sorun yaşanmadığını, sadece dikkatli ve yavaş sürmek gerektiğini söylediler. Kiraladığımız aracın tekerlekleri zaten çiviliydi, ve ben hayatımda ilk kez böyle bir lastik görüyordum!

Yani aslında iklim koşulları bu kadar zorlu olmasına rağmen, ülke altyapı olarak tamamen buna hazırlıklıydı.
Sonuç olarak, eğer bir gün tekrar gidersek, artık mevsime ya da aya bakmadan kesinlikle yine araba kiralayacağız.


Oteller

Oslo - 1 gece - Central and Modern - Merkeze 1.1 km uzaklıkta, temiz bir yerdi. - 5 Kişi için 195 Dolar .

Alta - 2 gece - Alta River Camping - Arabayla ulaşım sağladık, genel olarak uygun fiyatlı ve huzurlu bir yerdi. - 5 Kişi için 340 Dolar.


1.Gün- 6 Kasım 2025 - Fırtına, Yanlış Tren ve Sonunda Buluşmaca 🌪️🚆

Barcelona’dan başladık maceraya. Ortalık fırtına, kıyamet. Önceki gün zaten uyarı sistemleri bu fırtana için dikkatli olunması gerektiği uyarılarını yapmıştı. Neyse zar zor havalimanına vardık.


Etrafta iptal olan bir sürü uçuş… Biz de valiz bırakmak için sıraya girdik ama meğer o sıra uçuşu iptal olanların yardım masasıymış. Üstünde kocaman “Smart Check-in” yazıyor, bizde de saftirilik var şimdi ama neyse diyelim 😅

Ardından gerçek kontuardan valizlerimizi teslim edip, kapımızı kontrole gittik. Bir baktık bizim uçuş 11:10 yerine 13:45’e ertelenmiş. “Whaaat?! Ne yapacağız!” dedik. Gecikmeye de canımız sıkılıyor ama içten içe “aman iptal olmasın da…” diye dua ediyoruz. Yoksa zincir reaksiyon başlayıp, tüm tatil mahvolacak.

Hako bir şekilde tatil daha başlamadan kendine Pokemon konseptli bir şey almayı başardı 😺

Beklerken bir anda 10:20’de kapı bilgisi çıktı ekranda! Koşarak gittik, uçağa almaya başladılar. Sonunda 12:15’te kalktık, ve 15:30 gibi Oslo’ya vardık.

0:00
/0:05

Tam Norveç'e uygun bir valiz kılıfı 😏

Ekibin diğer yarısı İstanbul’dan geliyordu. Onların uçuşu bizden yaklaşık 2–3 saat önce varacaktı, yani planımıza göre biz geldiğimizde çoktan Oslo sokaklarını keşfetmeye başlamış olmaları gerekiyordu.
Ama tabii ki olmazsa olmaz bir pasaport dramı yaşanmış. 😅 Yavaş Avrupalı pasaport polisleri sebebiyle tam 2 saat sıra beklemişler!

Hemen merkez trenine bilet aldık, indik perona, bindik bir RE10 trenine. Önceki gelişimizden deneyimliyiz ya bazı şeyleri hiç sorgulamıyoruz. Rahatız, oh mis, gidiyoruz böyle cool cool. Derken bileti kontrole geldiler, biletlere baktı ve “You’re on the wrong train” dedi. Biz de güldük tabii, şaka yapıyor sandık. Ama hayır, gerçekten ters yöne gidiyormuşuz! 🤦🏻‍♀️
Havalimanını “son durak” zannetmişiz meğer, halbuki değilmiş.

Ortalık karışmadan 60 saniye öncesi.

Neyse, ilk durakta hemen indik ve asıl yöne gidecek treni beklemeye başladık.
Sonraki tren 16:31’de kalkacaktı. Yaklaşık 45 dakikalık “yanlış trene binme gecikmesi” sonrası nihayet Oslo merkeze vardık.

Oslo’da bir gecelik konaklama için bir ev kiralamıştık. Booking’de “Central and Modern adıyla geçiyordu.
Bir odada çift kişilik yatak, diğerinde tek kişilik yatak vardı; salondaki kanepe de açılınca iki kişilik yatağa dönüşüyordu. Yani toplamda tam ihtiyacımız olan alanı sağlıyordu. Üstelik şehir merkezine de yalnızca 1.1 km uzaklıktaydı.

Oslo S tren istasyonundan yaklaşık 15 dakikalık yürüyüşle eve ulaşıp eşyaları bıraktık. Bu sırada Türkiye ekibi de valizlerini bırakmış, şehir merkezinde turlamaya ve küçük bir alışveriş turuna başlamıştı. Biz de valizleri bırakmamızın ardından onlarla merkezde buluştuk.

Ekip bu tarz hikingli, soğuk ve ekstrem etkinlikli tatillere çok alışkın olmadığından, biraz ekipman ve kıyafet eksikliği yaşanıyordu.
O yüzden Oslo sokaklarında kısa bir outdoor mağaza turu yaptık; bazı denemeler yapılarak ekip yavaş yavaş kuzeye hazır hale geldi. 😄

0:00
/0:06

Tabi renk seçiminde kararsızlıklar yaşanmadı değil: Bknz Video

Bu arada Osman, kendine krem rengi bir outdoor pantolon alarak fotoğraflarda “renkli çıkmanın sırrını” çözmüş oldu. Zaten geçen yazıda da bahsettiğim gibi, bu sefer biz de özellikle renkli kıyafetlerle gelmiştik, o yüzden fotoğraflarda farkı hemen göreceksiniz! 😄📸

Ardından yemek vakti gelmişti. Akşam için The Salmon Restaurant’ta yer ayırtmıştık.

The Salmon

The Salmon, Oslo’nun meşhur Aker Brygge bölgesinde, Norveç somonunun hikayesini anlatan küçük bir müze ve restoran karışımı bir yer. İçeride hem somon üretim sürecini anlatan ekranlar hem de deniz manzaralı keyifli bir atmosfer var.

Biz de ekranlı odada yerimizi alıp, Norveç’in en taze somonlarından birini tatmanın keyfini çıkardık. En azından biz öyle yorumladık. 🐟✨

Somonlar gerçekten lezzetliydi; ancak sushiler konusunda emin değilim.
Barcelona’daki favori sushi mekânımızdan sonra sanırım artık herhangi bir sushiyi beğenme oranım ciddi şekilde düştü. 😅 Tatlı ise maalesef tam bir hayal kırıklığıydı, kesinlikle tavsiye etmem.

İstridye deneyen ekip üyeleri genel olarak başarılı buldular. Ben bir ara çıkışa doğru, ortamda yoğunlaşan somon kokusundan hafif tiksinmeye başladım ama sonra sakinledim. 🙃

Hesap toplam 3085 NOK tuttu. Ve sanırım tatilin geri kalanında da defalarca hissedeceğimiz o duygu — “Norveç’te her şey neden bu kadar pahalı?” — tam olarak burada başlamış oldu. 😅 Gerçekten, Norveç’te her şey gibi restoran fiyatları da fazlasıyla tuzlu.

Ardından da Oslo sokaklarında gezindik, Opera binasının tepesine çıktık.

Opera Binasının tepesinden
Park aletleri görüp denemeden olmaz diyip...

Ancak gün yorucu geçmişti ve yarın dolu bir gün bizi bekliyordu, o sebeple eve geçip, çaylarımızı içip yatmaya karar verdik.

Pijamalar çekildi, çay keyfisi...

2.Gün - 7 Kasım 2025 — Alta’ya Yolculuk ve İlk Günün Heyecanı ❄️🌈

Sabah 06:05 gibi evden çıktık, tren istasyonuna doğru yürümeye başladık.

Valiz taşıma seansı başlıyor..

Yine 129 NOK’a bilet alıp havalimanına geçtik. Valizleri teslim ettikten sonra, havalimanındaki küçük bir bakery’den kahve ve bir çeşit minik pizza margherita tarzı şey aldık — kahve 30 NOK, pizza ise 49 NOK’du. Lezzetliydi, özellikle o saatte! ☕🍕

Uçak beklenirken kahve ve abur cubur keyfisi!

Uçağımız 09:24’te Alta’ya doğru havalandı.

Güzel ve huzurlu bir yolculuk oldu. Tabii bu sakin ortamı bulunca, “uyuyanlar serisinin” ilk karesini de yakalamış olduk. 😴📸

0:00
/0:01

Ve 11:21’de iniş yaptık. Manzara muhteşemdi — tepelerin üstü karla kaplıydı ve bizi bir gökkuşağı karşıladı. Gerçekten büyüleyici bir sahneydi! 🌈

İlk durağımız Alta River Camping oldu. Odamız henüz hazır değildi, o yüzden sadece valizleri bırakıp şehir merkezine geçtik.

Biraz dolaştık, ilk olarak Alta'nın ünlü Kuzey Işıkları Katedraline(Cathedral of The Northern Lights) gittik.

Cathedral of The Northern Lights

İki tür bilet tipi var, biri sadece içeriyi görmeceli (70 NOK), diğeri ise içeriyi görüp ardından her yarım saatte bir kuzey ışıkları ile katedralin fotoğraflarının sergilendiği bir salonu ziyaret etmeliydi (130 NOK). Ancak içinin videolarını görmüştük ve bilet fiyatları pahalı geldi. O sebeple içeriyi ziyaret etmedik.

Fotomuzu çektik, biz kaçar.

Birkaç alışveriş turu yaptık. Ve her şeyin aşırı pahalı olduğu Norveç'te Hakan ve Osman ucuz sweat ve kazak bulmayı başarıyorlar ve ürün başına 100 NOK (yani yaklaşık 8.5 Euro'ya) vererek alışverişlerini tamamlıyorlar.

Alışverişinin ardından Erica mat og vinbar adlı bir restoranda yemek yedik.

Açıkçası çok beğenmedik; beş kişi için yaklaşık 197 dolar tuttu. Menüdeki en beğendiğim şey reindeer leg roast sandviç (fotoğrafını çekmeyi unutmuşum) oldu. 🦌

Yemek sonrası dışarı çıktık — Saat 14:50! Ama dışarısı zifiri karanlık. Aşırı garip bir histi, resmen geceye dönmüş gibiydi. 🌑

Otele dönüp valizleri yerleştirdik, odaları paylaştık. Sonra biraz çay içip dinlendik. ☕

Akşamüstü hazırlıklara başladık — zırhlarımızı giyip (kat kat polarlar, montlar, eldivenler 😄) tekrar şehir merkezine geçtik çünkü Kuzey Işıkları turu bizi bekliyordu.

0:00
/0:08

Hakan ve Osman pişti olmaya devam ediyorlardı.

Merkezdeki Uno Cafe’de tatlı ve kahve molası verdik.

Ardından ATV ile Kuzey Işıkları turu için Oscar abi bizi otelin önünden aldı. Saat 19:10’da yollardaydık. Tabii ilk sorumuz hemen geldi: “Sence bugün görebilecek miyiz?

Oscar ise tam bir Norveçli sakinliğinde, “Hayırlısı bakalım…” der gibi bir tavırla yanıtladı. Ayın parlaklığı nedeniyle ışıkları görememe ihtimalimiz olduğunu söyledi ama o rahat ve umutlu tonunu da bırakmadı:

“Her an her şey olabilir — görebiliriz de, görmeyebiliriz de!” 🌌

Gece ilerledikçe bir şeyi net olarak anlamış olduk: Kuzey ışıklarını görmek için internette yazan en kritik şart, “clear sky” (açık gökyüzü).
Ama bizim durumumuzda gökyüzü gerçekten tam anlamıyla açıktı — o kadar açıktı ki, ayın ışığı her yeri aydınlatıyordu.
Ve işte bu, Kuzey Işıkları’nın en büyük düşmanıydı. 🌕

Yani eğer bir gün siz de Kuzey Işıkları planı yapacaksanız, sadece gökyüzünün açık olmasına değil, mutlaka ayın evrelerine de dikkat edin derim. Olay sadece “açık gökyüzü” değilmiş — bazen fazla açık hava da ters tepebiliyormuş. 😅

Finnmark Adventure

Ve yolda giderken... o meşhur kuzey ışıkları sonunda karşımıza çıktı!
Gözümüzü alamadık; o kıvrılıp bükülen yeşil ışıklar insanı gerçekten hipnotize ediyordu.

Kuzey Işıklarıyla İlk Karşılaşma

Oscar abi bizi köydeki abisinin evine doğru götürdü. ATV’ler ve tur kıyafetleri oradaydı.

Bizim biraz inadımız tuttu — önerdiği botları giymedik, eldivenleri de “kendi eldivenlerimiz yeter” diyerek almamak üzereydik kiii, tam kapıdan çıkarken Oscar bir kez daha uyardı; ben “tamam, en kötü çantama atarım” diyerek aldım ve meğer o kadar haklıymış ki…

Dönüş yolunda neredeyse kafamızı dağlara taşlara vuracaktık; önerilen tüm ekipmanları almadığımız için soğukta, yağmurun altında gerçekten zor anlar yaşandı.

Ekip yollara hazır...

Düştük yollara… Gözlerimiz gökyüzünde, Kuzey Işıkları’nı arıyoruz.

Bulutların ayın önüne geçmesini dört gözle bekliyoruz — çünkü o anlarda ışıkları çok daha net görebiliyoruz. 🌌

Gidiş yolunda her şey daha keyifli, rüzgar katlanılabilir ve yağmur yok.

Üç farklı noktada durup, Kuzey Işıkları’nın keyfini çıkarıyoruz (Konumlardan birini buraya ekliyorum - KONUM). Hem çok etkileniyoruz hem de Oscar, bize Ocak ayında çektiği bir fotoğrafı gösteriyor. (Aşağıya da ekliyorum o fotoğrafı.)

Oscar'ın Ocak ayında çektiği bir görsel

Bu fotoğrafı görünce emin oluyoruz: Bir gün mutlaka Ocak ayında yeniden kuzeye gelmeliyiz. Çünkü bu haliyle bile dilimiz tutulmuşken, o fotoğraftaki mükemmel manzarayı çıplak gözle gördüğümüzde nasıl hissedeceğimizi hayal bile edemiyoruz. ✨

Yalnızca kuzey ışıkları değil, etraftaki her görüntü masalsı

11:15 gibi dönüş yoluna koyulduk. Yağmur, rüzgar ve soğuk hava giderek şiddetini artırıyordu. Artık emindik: ortada açık gökyüzünden eser kalmamıştı.
Kuzey Işıkları’nı görme ihtimalimiz sıfırdı. 🌧️ (Not: bazı uygulamalar mevcut. Mesela Aurora. Lokasyona göre görme yüzde ihtimalini söylüyor ama biz çok verimli kullanamadık, denemek isterseniz uygulamanın linki: Aurora)

Artık yalnızca dönüş yoluna odaklanıyoruz ama her dakikada aklımdan aynı cümle geçiyor:

“Oscar’ın önerdiği o çizmeleri neden giymedim?” 😩

Donmak üzereyken, Oslo’dan 10 NOK’a aldığımız el ısıtıcılarını çantadan bulup devreye aldım. (Ürün bu değil ama Decathlon’daki şu ürünün muadiliÜRÜN LİNKİ)

Birazcık da olsa işe yaradı. Ve en önemlisi, Oscar’ın ısrarını dinleyip eldivenleri almış olmamıza o kadar sevindik ki! Kendi eldivenlerimiz neredeyse hiç korumazken, Oscar’ın verdiği eldivenler ellerimizi sıcak tutmayı başardı. 🔥🧤

11:45 gibi mekana dönüşümüzü yapıyoruz. Kıyafetlerimizi çıkarıp, araca doğru geçiyoruz.

Donuyoruz, çaktırmayın🥶🌌

Yorgunduk, ama gecenin her anı bambaşka bir heyecandı. Eve varınca ise açlık kendini hemen hatırlattı; ekip bir anda noodle ve ton balığına saldırdı. 🍜🐟

Sonra yavaş yavaş herkes kendi köşesine çekildi, uykuya dalmaya başladık.
Yarın yine erkenciyiz çünkü... yepyeni bir macera — balina izleme turu bizi bekliyor! 🐋✨

Ekip, zeytinyağlı diye aldığı ton balığının içinde garip garip jel parçaları görünce...

3.Gün - 8 Kasım 2025 — Balinalar, Huskyler ve Bol Şanslı Bir Gün 🐋🐾

Sabah 07:30 gibi uyandık. Osman, Eda ve Haco bize sandviç hazırladılar, sağolsunlar günü enerjik başlattılar resmen. 🥪

Canyon Otel'in içinde yer alan Aeventy tur şirketinin ofisine geçtik. Yakındaki P3 otoparkına park ettik, saatliği 35 NOK. Ödemeyi direk oradaki otomatlardan yapabiliyorsunuz.

Yine ekipmanlarımızı giyinmeye başladık. Bu sefer dersimizi almıştık. Ne giyinmemiz önerilirse havada kapıyorduk. Hele hücum botunda bazen hava sıcaklıklarının -20/-25 derece olabildiklerini söylediklerinde ne varsa giyinmeye karar vermiştik.

0:00
/0:03

Zırhlar giyiliyor vol 1...

0:00
/0:04

Zırhlar giyiliyor vol 2...

0:00
/0:07

Sözleşmedeki sadece ‘geri dönüş garantisi yok’ kısmını anlamadık ama hayırlısı...

08:38’de limana doğru yola düştük; hedefimiz balinaları görmek!

0:00
/0:09

Haco cool itfaiyeciye dönüştü bir anda 😸

Limana vardık. Toplam 11 kişiydik. Turdaki rehberlerimizden biri İspanyol diğeri de lokal Alf idi.

Hayatımda hiç bu kadar deniz yıldızı görmemiştim.

Ve başladık harekete, dün görmüşlerdi. Biz de inançlıydık görecektik. Hava da aşırı muhteşemdi şansımıza.

Biraz ilerledik, ve eveet… balinaları gerçekten görmeye başladık! Muhteşemdi. 💙
Tam üç farklı tür karşımıza çıktı:
Fin whale, humpback whale ve orca (killer whale).

Orca
Fin whale'in su püskürttüğü bir an

Özellikle orcalar inanılmazdı — her birinin sırt yüzgeci (fin) birbirinden farklıymış!
Fin balinaları ise dünyanın ikinci en büyük balina türüymüş. Gerçekten nefes kesici bir deneyimdi. Hepsini bu kadar yakından görmek. 🌊🐳

Rehberimiz bugün aşırı şanslı olduğumuzu, kendisinin bile bir gün içinde bu kadar çok Orca görmediğinden söz etti. Gerçekten bir sürü orcayı aynı anda görmek ve onlara bu kadar yakın olabilmek inanılmazdı. Şimdi aşağıya bir sürü video koyuyorum. Görüntü kaliteleri biraz kötü ama yavaş yavaş instagrama orjinallerini ekleyeceğim.

0:00
/0:25
0:00
/0:11
0:00
/0:17
0:00
/0:21
0:00
/0:05
0:00
/0:26
0:00
/0:17

Ve sonrasında dönüşe doğru geçtik, ama böyle bir soğuk yok.

Gözler kalbin aynası mıdır?

O kadar sıkı giyinmemize rağmen hayatı sorguladık ve en ön sırada oturmadığımıza aşırı mutlu oldum, direk rüzgarı yemediğimiz için.

Limana vardığımızda herkesin keyfi yerinde, yüzler gülüyor. Çok şanslı hissediyoruz.

0:00
/0:16

Kıyafetleri çıkarmak, giyinmek kadar kolay olmadı..

Dönüşte tura dahil olan Canyon Otel'de çay, kahve tatlı molasını yapıyoruz. ☕🍰
Tatlılar harikaydı, özellikle o yorgunluk ve soğuk üstüne mis gibi oldu. Kendimize geldik.

Biraz etraftaki hediyelik dükkânları geziyoruz sonrasında yine.

Şuraya yeni çantasından memnun olan bir Eda bırakalım.

Saat 14:15 gibi, otele gidip gelirken sürekli önünden geçtiğimiz Holmen Husky Lodge’a uğradık.

Normalde burada husky turları yapıldığını biliyorduk, ama internette kar olmadığı zaman köpeklerin tekerlekli bir aracı çektiklerini görmüştük, o haliyle bize biraz anlamsız gelmişti. 😅

Yine de, “belki hayvanlarla iletişime geçmemize izin verirler” diye düşünerek etrafta birilerini aramaya başladık.

İlk başta saat 15:00’te tekrar gelmemiz gerektiğini, yaklaşık bir saatlik bir gezdirme turu yapılabileceğini söylediler. Fakat kişi başı 500 NOK olacağını duyunca, hem fiyat hem de bekleme süresi bizi biraz durdurdu. Tam “neyse dönelim artık” derken, şans yüzümüze güldü: bizi bedava gezdirecek bir görevli buldular. 🙌🏻

Görevli aslında Belçika’dan gelmiş; Arctic yaşamına hayran olduğu için buraya taşınmış ve huskylerle ilgilenmeye başlamış. Bize köpekleri gezdirdi, hepsinin hikâyesini anlattı.

Gerçekten muhteşem hayvanlar. Her birinin farklı bir karakteri vardı ve hepimiz başka bir köpekle özel bir bağ kurduk. Ama benim favorim Balder oldu. 💙 O kadar muhteşem bir köpekti ki, hissettiklerimi kelimelere dökmem imkânsız.

Çılgınlıkları da bitmiyordu

En son yavruları görme ve sevme fırsatımız oldu, böyle bir tatlılık, böyle yumuşak tüyler olamaz. O kadar güzeller ki. Bir süre anneleriyle takılıp, ardından da bakıcı bir köpeğin eğitimine veriyorlarmış, ilgili köpek yavruların bakımıyla ilgileniyormuş, her gün daha uzak mesafelere koşuya çıkarıyorlarmış. Biz oradayken koşuya çıkmışlardı, ama bir tanesinin işte, koşmakta hiç gözü yoktu, bizle takılıp oynamak istedi, Eda'nın kucağında takıldı keyfine baktı bir süre hatta.

En son yavru huskyleri görme ve sevme fırsatımız oldu. Böylesine bir tatlılık, böylesine yumuşacık tüyler olamaz! 🐶❄️ Gerçekten hepsi birbirinden güzeldi.

Yavrular bir süre anneleriyle vakit geçiriyormuş, ardından da “bakıcı” bir köpeğin eğitimine veriliyorlarmış. Bu köpek, yavruların bakımından sorumlu oluyormuş. Yavruları her gün biraz daha uzak mesafelere koşuya çıkararak eğitiyorlarmış.

Bu manzarada arka planda koşu alıştırmaları yapıyorlar...

Biz oradayken o eğitim koşusundalardı, ama bir tanesi…
Koşmakta hiç gözü yoktu. 😄 Bizimle takılıp oynamak istedi, sonra da Eda’nın kucağına yerleşti, keyfine baktı bir süre.
O kadar tatlıydı ki, bırakıp gitmek içimizden gelmedi. 💙

Cidden gidip koşmam mı lazım ya? Ben burda takılsam sizle...

Ardından veda ediyoruz, bizimle ilgilendikleri için bağışımızı gerçekleştirip, bol bol teşekkürlerimizle ayrılıyoruz. 🐶❄️

O kadar üşümüştük ki sonrasında eve dönüp biraz çay molası verdik. Ve birkaç geyik boynuzlu konseptli fotolar çekildik.

Yine bir boş zaman bulmuştuk, hava da karanlıktı, bu sefer başka mağazarala giderek Alta çarşısında girilmedik dükkan bırakmamıştık.

Markette silah satılması durumu...

Akşam ise Restaurant Sami Siida Alta adlı bir restoranda yemek yedik.

Restaurant Sami Siida Alta'nın önünde Eda'dan konseptsel fotolar

Burası aslında sadece bir restoran değil, yukarısında ren geyiği çiftliği olan, Sami kültürünün ve Alta’nın doğasının iç içe geçtiği bir deneyim yeri olarak tasarlamışlar.

Menüdeki ren geyiği etinden farklı farklı tabaklar vardı. Biz de deneyimledik ancak ne yazık ki bizim akşam yemeğimiz beklentilerin biraz altında kaldı, pek damak tadımıza hitap etmedi 😬

Dediğim gibi, Sami Siida’da ayrıca ren geyiklerini de görebiliyorsunuz.
Sabahları geyiklerle ilgili turlar yapılıyormuş, ama biz gittiğimizde hava çoktan kararmıştı. 🌙

0:00
/0:25

Gerildiğimiz abla'nın gerilmeden dakikalar önceki performansı

Yine de restoran kısmında sorduk, “Acaba kendilerini görme şansımız olur mu?” diye. Kadın, geyiklerin serbest dolaştığını ve şanslıysak görebileceğimizi söyledi. Biz de bunun üzerine tepeye doğru tırmanmaya başladık.

Tam o sırada, aşağıdan başka bir görevli kadın bağırarak çıkamayacağımızı söyledi. Durumu anlattık — kafamıza göre çıkmadığımızı, izin aldığımızı… ama tavrı inanılmaz gergindi. Gereksiz bir şekilde karşılıklı gerildik.

Kısacası, mekânı hiç sevmedim. Sami kültürünü tanıma fikri güzeldi ama yaşadığımız iletişim biçimi moral bozucuydu.
Neyse ki tatilin “kötü anı” kontenjanını burada doldurmuş olduk diyebiliriz. 😅

Aşağıya ise yemek sırasındaki muhabbetimizi ekliyorum. Norveç'te kutup ayısı var mıydı yok muydu derken kafalarımız yandı...

0:00
/0:25

Bir takım iddialaşmalar

Vee sıra gelmişti yeniden kuzey ışıklarını kovalamaya. Bu sefer kendi aracımızla önerilen yerlerde karanlık bölgeler bulup kuzey ışıklarını yakalamaya çalışacaktık. Ve yukarıda da söylediğim gibi, kesinlikle sadece kuzey ışıkları turu satın almak çok anlamsız. Araç kiralayıp kendin gezmek hem özgürlük veriyor, hem de çok daha ekonomik. Biz de kuzey ışıklarını ATV'li olarak ayarladığımıza mutlu olmuştuk, bunu farkettiğimizde.

Ve geldik yine o ana: Kuzey Işıklarını kovalamaya! 🌌 Bu kez kendi aracımızla, önerilen noktalar arasında karanlık bölgeler bulup ışıkları yakalamaya çalışacaktık.

Yukarıda da bahsettiğim gibi, sadece Kuzey Işıkları turu satın almak bana artık çok anlamsız geliyor. Gerçekten, araba kiralayıp kendi başınıza gezmek hem çok daha özgürlük veriyor, hem de ekonomik açıdan çok daha mantıklı.

Biz de bu farkı ancak o akşam anladık ve ATV’li tur tercih ettiğimize ayrıca mutlu olduk.
O sayede hem deneyim farklıydı hem de Norveç’in o karanlık, sessiz yollarında kendi başımıza ışıkları kovalamak bambaşka bir keyifti. 🚗✨

Ve evet gerçekten de yakalamıştık yeniden, yine manzaranın, ışıkların büyüsüne kapılmıştık. (Bazı örnek konumlar: KONUM-1, KONUM-2)

Karanlık yollarda gidiyoruz, mümkün oldukça ayın etkisinden uzaklaşmaya çalışıyoruz. Kafalarımız arabanın camlarından sarkıyor, kuzey ışıklarını gördüğümüz anda mola noktalarımızı belirliyoruz.

Saat 11 gibi, kar yağışı başlıyor. Tamam diyoruz, artık gökyüzünü taramaya çalışmaya gerek yok. Kuzey ışıkları faslı bitti. Ama bu sefer ise kar yağışının keyfi yerini alıyor. Uzun zamandır bu kadar lapa lapa kar yağışına şahit olmamıştım. Yine her şey aşırı masalsıydı.

Saat 11:00 gibi kar yağışı başladı. ❄️ O anda hepimiz aynı şeyi düşündük:
“Tamam, artık gökyüzünü taramaya çalışmaya gerek yok, Kuzey Işıkları faslı bitti.”

Ama yerini öyle güzel bir şey aldı ki… Lapa lapa kar yağışı.
Uzun zamandır bu kadar yoğun ve sessiz bir kar yağışına şahit olmamıştım.
Her şey bir anda masalsı bir atmosfere büründü, ışıklar kayboldu belki ama bu kez karın huzuru aldı yerini. ☁️✨

0:00
/0:05
0:00
/0:13

Silecek taklidi denemeleri 😸

Hem yorgun hem de “tamam ya, bugün de iyi iş çıkardık” havasında akşamı kapatıyoruz. Otele geçip yatağa düşmemiz bir oluyor.


4.Gün - 9 Kasım 2025 — Uçuş, Yollar, Uçuş, Yeniden Yollar ✈️

Sabah erkenden hazırlanıp, koşturarak dönüş yoluna geçiyoruz.
Norveç içindeki tüm uçuşlarımız inanılmaz konforluydu — gecikmesiz, gürültüsüz, sorunsuz.

Alta sabah bize muhteşem bir kar yağışıyla veda etti, ya da biz ona diyelim.

Üstüne bir de dönüşte SAS bize çay–kahve ikram edince keyfimiz iyice yerine geldi. ☕✨

“uyuyanlar serisinin” ikinci karesini de böylece yakalamış olduk.

Havalimanında önce İstanbul ekibiyle vedalaştık; onları uçaklarına teslim ettik.
Biz de Haco’yla kendi uçuşumuzu bekledik.

Sonrasında sıra bize geldi.

“uyuyanlar serisinin” üçüncü karesini de bizim uçağı beklerken yakaladık.

Gürültülü bir dönüş uçağı eşliğinde Barcelona’ya vardık. Eve hafif bir yorgunlukla girdik ve dışarıdan aldığımız pizza eşliğinde tatilimizi resmen sonlandırdık. 🍕💛