Karavanla Norveç: Fiyordların Arasında Bir Yolculuk
26 Ağustos – 5 Eylül tarihleri arasında Norveç’teydik. Norveç’e tatilde olduğumuz Eindhoven’dan uçtuk, dönüşte ise Barcelona’ya evimize geri döndük.
Ama bu tatil bizim için yalnızca yeni bir ülke gezmek değil, uzun zamandır hayalini kurduğumuz şeyi — karavanla dolaşmayı 🚐 — nihayet deneme fırsatı olacaktı.
Bu gezi en başından beri bir road trip olacaktı, o yüzden planlama kısmında baya düşündük. Karavanı nereden kiralayalım, uçuşlara nasıl en kolay şekilde ulaşırız… derken rotayı netleştirmemiz biraz zaman aldı.
Karavan seçimi, artılar-eksiler ve gezinin tüm detayları için aşağıdaki başlıklarda buluşalım 👇
Neden karavan? Hem de Norveç’te!
Karavanla ilgili tüm detayları ayrı bir yazıda anlattım — merak edenler için 👉 “İlk Karavan Deneyimimiz 🚐” yazısında detayları bulabilirsiniz. LINK-TIK
1.Gün - 26 Ağustos 2025 - Oslo’ya Varış ve Gece Treni Macerası 🚆
Sabah Eindhoven'da kalktık, Hako tatil koşturmacasının açılışını yaptı: buzdolabındaki tüm yoğurdu üstüne boca etti 🫨. Hızlıca çamaşır makinesiyle uğraşmaca ve tatil boyunca ıslak kotu kurutma çabaları...
Sonrasında yine Avrupa havayolları klasiğimiz olan, havalimanında valizlerle resmen savaş verdik, 15 kiloyu çoktan geçmişiz. Sırt çantaları da tam bir kabus ama bir şekilde uçağa bindik, şükür sorunsuz indik.
İndiğimizde hava şahane! ☀️


Havalimanından tren istasyonuna ve merkeze doğru geçiyoruz. İki seçenek var: biri ekspres tren, diğeri daha yavaş (bu arada öyle yavaş falan değil, araştırınca öyle çıkıyor ama gayet hızlı bir ulaşımdı) ama ucuz olan. Ucuz trenin tek yön bilet fiyatı 129 NOK.
Pahalı olanın fiyatı ise 252 NOK, ismi FlyToGet - Airport Express yani dikkatli olun, yol bi anda pahalıya çıkarıyor sizi 😄.



Oslo S durağında indik, burası hem tren istasyonu hem şehir merkezi durağı.
Valizleri bırakmak için istasyonun içindeki lockerları bulduk.

Gerçekten çok kullanışlı ve günü kurtarıyor. Lockerlarda üç boy var, biz en büyüğünü seçtik: 1 büyük valiz, 2 sırt çantası ve bir büyük çantayı tıka basa sığdırdık. Locker'a başlangıç ücreti 39 NOK verip şehir merkezine doğru geçtik.
Şehir merkezinde dolaşırken bir restoran önünde sıra gördük: Mamma Pizza.
Orada oturup iki pizza yedik, gayet lezzetliydi, ama fiyatlar tuzlu, burada Norveç'in fiyat skalasıyla yavaş yavaş tanışmaya başlamış olduk! 🍕 (50 Euro)


Sonra sahil kenarına, Opera Binası’nın oraya geçtik. Biraz gezindik.



Oslo'dan bazı manzaralar
Ardından kahvelerimizi aldık ve Opera Binası’nın yanındaki banklarda güneşin batışını izledik.
İlk günün Norveç’teki dinginliği: check ✅
Bize göre Oslo'ya sanki bir gün yeterli gibi geldi, biliyorsunuz çok öyle müze gezmeli bir tarzımız olmadığından seçenekler belliydi.
Ardından Helenemoo’nun önerdiği çörekçiye uğrayalım dedik, istasyon içindeki Bit Union. Ama tabii saat geç olmuştu, biz de gidip bayat bayat 54 NOK’a cinnamon roll aldık. Tatlı olmayan bir pişmanlık diyelim. 😅
Ardından küçük bir gece turu attık opera binası çevresinde.


Sonra Coop Prix’ten tren için ıvır zıvır alışverişimizi yaptık. Valizleri geri almaya gittiğimizde toplamda 39 NOK (başta ödediğimiz) + 5 saat×30 NOK, toplam 189 NOK ödedik.
Ardından Bergen gece treni için peronumuzu bulduk ve beklemeye başladık.



Nazlı'nın çanta konseptli poşet sponsorluğunda, biz ve sürekli valiz sürüklemelerimiz
Trenimiz geldi, 5. vagon, 2. oda. Odamızın kilidi yok ve başkalarına oda kartı verirlerken gördük, o an anlamadık ama sonrasında anladık ki biz 6 kişilik kompartmanı sadece ikimiz için tutmuştuk ve 1999 NOK (yaklaşık 197 Dolar) ödemiştik. Diğer odalar ise direk iki kişilikmiş, sonrasında trenden inerken görecektik 😸


Hakan'ın yolculuk başında yoğurda bulanan ıslak pantolonu, her bulunan ortamda kurumaya bırakılıyor.
Kompartmanda 6 yatak var, biz uyumak için ortadakileri seçtik. Trenin 22:52'de harekete geçişiyle beraber yatışa hazırlanıyoruz (Genel olarak çarşaflar, yastıklar temizdi). Yolculuk 7.5 saat sürecek ve sabah 6:30 gibi Bergen'de olacağız, o sebeple keşke daha uzun sürseydi de daha fazla uyuyabilseydik dilekleriyle uykuya dalıyoruz🤭😂.

2.Gün - 27 Ağustos 2025 — Bergen ve Karavanla İlk Buluşma 🚆🚢 🚐
Sabah 06:27’de Bergen’e vardık. Gözler, yorgunluk ve erken uyanmanın etkisiyle şiş şiş 😸

Tren istasyonunda yine bir locker room bulduk (aşırı iyi düşünmüşler, Oslo'da da işlerimizi çok kolaylaştırmıştı, şimdi burada da günü kurtaran bir detay), valizleri yerleştirip başladık sokaklarda dolanmaya.



Bergen sokakları
Yerler ıslak. Bergen hakkında araştırma yapmaya başladığınız an ilk gözüzüne çarpan bilgi şu: 'Bergen yılda yaklaşık 240 ila 270 gün yağmur alır. Yani yılın üçte ikisinden fazlasında yağış görülür.' Yani gün boyunca da ara ara yağmurla ıslanacaktık, bilgiler de bu yöndeydi.
İlk durağımız Backstube Bergen oldu. Aha o da ne? Etiketler, ürünler anlık şok geçirmemize sebep oldu. Simitler, börekler... Aşırı mutlu olup birer simit (26 NOK) ve çay içtik (33 NOK) 🥐☕️.



Sonra Fløibanen teleferiğine yürüdük. Biletleri kiosktan aldık — tek yön 100 NOK, gidiş-dönüş 190 NOK. Fiyatlar sezona göre değişiyor ama biz en yüksek sezona denk gelmişiz tabii.



Yukarıda biraz oyalandık, gezdik, keçileri gördük, manzaranın tadını çıkardık.



Fløibanen tepesinden manzaralar, en sondaki fotoğraf da bir otel odası bu arada 😸
Tepede yürürken yine minik minik yağmur atıştırmaya başladı ve sonrasında orman yolunun içinden yürüyerek şehir merkezine indik. 🌲



Fløibanen'den şehir merkezine inen yoldan manzaralar
Şehir merkezinde Godt Brød’de bir mola verdik, sandviç ve çay keyfi yaptık, baya lezzetliydi. Hesap: 340 NOK. 😅



Biraz sokaklarda gezindik, Bergen'in ünlü fish marketine uğradık, sabah da uğramıştık ancak daha yeni yeni açılıyordu, bu sefer kalabalıklarla beraber gezdik, balina, reindeer kuru etinden falan denedik, hiçbir şey pastırmanın yerini alamıyor diyip yolumuza devam ettik.




Bergen manzaraları
Ardından da hediye dükkanlarına baktık, sonra valizleri almak için istasyona döndük. 20 dakikalık yürüyüşle feribot iskelesine geldik (Buraya da lockerlardan koymuşlar, lazım olursa bilginize). Yolda yine valiz çekmekten tükendiğimiz bazı görüntülerimiz ortaya çıktı.

Stavanger'e 4-5 sattlik bir feribot yolculuğu ile geçiş yapacağız. Fjordline firması ile geçeceğiz. Normalde kendi sitelerinden almak gerekiyormuş ama biz yanlışlıkla aracı firmadan daha pahalıya almışız. Biz iki kişi 54 Euroya aldık, kendi sitesinde 45 Euro. 😄



Fjordline - Bergen -> Stavanger Feribotu
Gemide bagajları koyabileceğiniz bedava bir alan vardı. Valizlerimizi bıraktıktan sonra dışarıdaki Sky Lounge’ta hemen yer kaptık. 1,5 saat orada takıldık.


Bir hamburger keyfi yaptık. Gemi Danimarka gemisi olduğundan para birimi DKK, yaklaşık 1 DKK = 1,5 NOK gibi. 120 DKK’ye (yaklaşık 16 Euro) hamburger yedik. 🍔


Hamburger keyfisi
Sonra biraz gemide gezindim. Tax free alanına girdim, bir buff beğendim,
gidip almak istedim, adam “sizin bilette tax free yok” demez mi? Normalde bu gemi ayrıca bir cruise yani belli duraklarda duruyor, yolcu indirip bindiriyor, bir yandan da yataklı kabinlerde kalan yolcuları var ve ülke değiştiriyorlar. Ama biz ülke içi geçiş yapan yolcular olunca o detayı ben unutmuşum. Lanet olsun, alamadık buff! 😮💨 😸



Biraz da içeride bir yere oturduk. Birer dilim ekmek üstü roast beef ve karides yedik, 117 NOK verdik. Manzaranın tadını çıkarıp yolculuğun bitmesini bekledik.


Feribottan indikten sonra karavanı Birk’ten (Firma temsilcisi) teslim alacaktık. Birk bizi limandan alacaktı. Etrafı kesmeye başladık. Bir tane karavan vardı ama üzerinde “Cabin Campers” yazmıyordu, emin olamadık. Derken biri aradı — bizim adam! 🙌 Bindik karavana, teslim eden kişiyi evine bıraktık, evinin önünde tüm detayları anlattı, anahtarları verdi ve artık karavanımız bizdeydi. Araç bir Mercedes Sprinter. Karavan detaylarını ayrı bir yazıda anlattım, buyrunuz LINK-TIK ✌️.

Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. Aracı aldıktan sonra ilk iş Kiwi markete uğradık, bir-iki günlük malzeme alışverişi yaptık — yaklaşık 60 euro tuttu. Sonra yönümüzü Pulpit Rock (Preikestolen) tarafına çevirdik, yarın planımız oraya hikinge gitmek. Ama “sabah gitmeyin, çok kalabalık oluyor” önerisinden dolayı planlarda yarın oynamalar yapacaktık. Biz de yakınlarda bir karavan park alanı bulduk, Jørpeland Bobilcamp, burası bir yat limanı, hem yatlara hem de karavanlara su, elektrik ve tuvalet banyo erişimi sağlamışlar. 200 NOK karşılığında tuvalet ve banyoları kullandık. 🚿


Karnımız açtı, hemen mutfağı kullanmaya başlayıp yemek hazırlamak istiyorduk. Tek sorun: ocak için ek çakmağın gazı bitmişti. O an endişe dolduk ilk başta, çünkü avrupada saat 9 sonrasında açık bir yer bulmak zor, hele bir de Norveç'te bulunduğumuz yerlerde açık bir market bulamayız diye düşünürken, haritadan bir baktık açık bir yer var. Koşa koşa o markete gittik, kocaman bir market ve Norveç'te bizi şaşırtan o detayı öğrenmiş olduk.

Bu büyük marketlerin isimlerinin yanında kocaman sayılar var. Mesela Rema: 7-23. Evet gayet net gibi, ancak Kuzey Avrupa için bu saatlere inanamamıştım, o sebeple inatla başka bir anlam aradım ama gözüktüğü kadar basit ve netti. 7 ile 23 saatleri arasında açıklardı. Çakmak alışverişimizle beraber yemeğimizi yiyip günün sonunda sıcak çayımızı içip “tamam, artık gerçekten tatile başladık” dedik. ❤️


İlk gün yemek keyfisi.
3.Gün - 28 Ağustos 2025 — Pulpit Rock’a Tırmanış ve İlk Macera 🏞️
Sabah biraz zor kalktık, yani zaten sabah istesek de hikinge gidemezmişiz, ama disiplin kralı Hako koşusuna gitti.

Ben ancak kendime geldim ve sonrasında karavanı toparladım. Kahvaltı için klasik bir başlangıç yaptık: yulaf ve süt. ☕️


İlk günden kahvaltı manzaraları
Kahve yapmayı denedik ama… olmadı. Makinemiz bize sırtını dönmüştü. İzlanda'da kendisinden fazlaca yararlanmıştık ama ömrünü doldurmuş sanırım.

O yüzden merkezde kahve makinesi ve termos bulmak için biraz yer gezdik, hem şehir çok güzeldi hem de sonunda termosu bulduk, ama kahve makinesi arayışı başarısız sonuçlandı.! 🙌


Park yerinden ayrıldık, Hakan sabah hemen yanımızda çok güzel bir ada bulmuş, Jørpelandsholmen, ve orada koşmuştu. Orada kısa bir tur, biraz manzara keyfi yaptık.



Buralar bir harika dostum
Biraz da biz sporumuzu yapalım, hep Hako yapacak değil ya
Sonra bir AVM otoparkında çorba içip kahve keyfi yaptık, evet, Norveç’te AVM otoparkında “mini kamp” ruhunu yaşattık 😄.
Ardından yönümüzü Pulpit Rock (Preikestolen)’a çevirdik. Norveç’in en ikonik doğal manzaralarından biri burası, Lysefjord’un 604 metre üzerinde dimdik yükselen bir kaya kütlesiymiş ve zirvesinden muhteşem fiyort manzaraları sunduğunu fotoğraflardan görüp emin olmuştuk. Saat 17.00 civarıydı, “emin olsak mı, hava da kararıyor, ya dönüşte yolları göremezsek?” diye düşündük… Ama sonra tabii ki “çıkarız ya!” diyip sürdük otoparka doğru.

Aracı P1 otoparkına bıraktık. Ücret sistemi enteresan: 2 saat öncesi: 40 NOK, 2 saat sonrası: 275 NOK. Tabi biliyorlar çıkan gelemez 2 saat önceden, çakallık yapmışlar 😸

Size biraz burası hakkında bilgi vereyim, burası Stavanger yakınlarında, Norveç’in güneybatısında bir taş kütlesi, uçurum. Toplam yürüyüş mesafesi yaklaşık 7,5–8 km (gidiş–dönüş). Yükselti kazanımı yaklaşık 330–350 metre. Normalde ortalama kondisyonla 4–5 saat (2 saat çıkış + 1,5–2 saat iniş) süreceğine dair bilgiler vardı internette. Ama saat açısından bizim çok daha performanslı bir gidiş geliş gerçekleştirmemiz gerekiyordu.
Başladık yürüyüşe. Gerçekten zorluydu ama dediğim gibi bizde biraz saat stresi olduğundan bastık gaza! Toplamda 3,5 saatte tamamladık rotayı: yaklaşık 2,5 saatte çıkıp indik, tepede de 1 saat kadar keyif yaptık. ⛰️









Pulpit Rock (Preikestolen)'a ulaşmaya çalıştığımız o yürüyüş rotası zaten başlı başına güzeldi, ama kayanın kendisi ve o manzara…gerçekten tarif etmeye kelimeler yetmez.

Normalde tüm fotoğraflarda, videolarda insan seli vardı, herkes de bundan bahsetmişti zaten, ama biz şanslıydık: hem saat geç olmuştu hem de hafif yağmur vardı. Sonuç? Kayayı sadece bir kişiyle paylaştık!
Karşılıklı fotoğraf çekiminde anlaştık.😄📸





Manzaraya karşı çay keyfisi

Dönüşte artık karnımız zil çalıyordu. Hava kararmıştı. Karavanı nereye park edeceğimizi bilemedik, biraz dolandık. Bir kamp alanına girdik ama kimse yoktu ortalarda, emin olamadık, o yüzden çıkıp devam ettik yolumuza.
Sonra Camp4Night’tan bir öneri bulduk — bu arada kendisi bir mobil uygulama,
ve tüm gezi boyunca bizim en büyük yardımcımız olacaktı. 📱 Bu uygulamada kullanıcılar, daha önce park ettikleri veya kamp kurdukları yerleri işaretliyor, kendi deneyimlerini paylaşıyorlar. Biz de önerilen noktaya vardık. Burası küçük bir köy yolu üzerindeydi. Önümüzde bir karavancının daha park ettiğini görünce “tamam” dedik, burası olur. Ve böylece, karavan hayatımızın ilk bedava konaklamasını da gerçekleştirmiş olduk! 🚐✨

Akşam makarna + ton balığı menüsüyle karnımızı doyurduk. 🍝🐟
Üstüne çayımızı içtik, ve sonra… direkt yatış. Gerçekten yorulmuşuz ama iyi yorgunluk. 😴
4.Gün - 29 Ağustos 2025 — Elma Var, Şelale Var, Kamp Yeri Yok 😄🍎🌧️
Sabah kalktık, bir baktık karavanı çok güzel bir yeşilliğin yanına park etmişiz KONUM. Bir de güneş açınca, manzara muhteşemdi.

Ardından kahvaltımızı yaptık. Bugün menüde omlet vardı.



Sonra yakındaki küçük bir yerel marketten peynir aldık — 3–6 aylık olgunlaştırılmış olan 80 NOK, 6–12 aylık olan 110 NOK. Aradaki farkı anlamak için tabii ki ikisinden de aldık. 😄🧀 İkisi de çok lezzetliydi.

Yollara geri döndük. Gjelmorden – Nesvik feribotuna bindik, yolculuk sadece 13 dakika sürdü. Otomatik bir sistem varmış, araçtan inmeden ödeme yapılıyor.
50 NOK ödedik, gayet pratikti. Bütün ödemeler sisteme geçiyor, tatil bittiğinde topluca karavanı kiraladığımız firmaya ödeme yaptık. ⛴️

Yola devam ederken bir Coop markette durduk, birkaç ıvır zıvır aldık ama kasada bir baktık 260 NOK olmuş... Evet, Norveç fiyatları kendini yine hatırlattı. 😅
Sonra yolda manzara o kadar güzelleşti ki dayanamadık, durduk, kahve yapıp manzaraya karşı takıldık. Tam “işte bu” anlarından biri. ☕️🌲



Manzarada kahve keyfi, neyim ben reklam filminden fırlamış gibiyim 😸
Yola devam ettik ve Flesefossen şelalesinde mola verdik.

Manzaranın keyfini çıkarıp birer sıcak çorba patlattık. 🍲

Sonra scenic road olan Hyttehaugen (Viewpoint)'a doğru gittik, ardından ise öyle bir manzarada durduk ki— gerçekten muhteşemdi, resmen doğanın ortasında muhteşem sessizlik.



Yolumuza devam ettik, biraz ileride Latefoss Şelalesi karşımıza çıktı.
Burası da inanılmazdı — çift kollu akıyor, suyun sesi her yere yayılıyor. 💦

Bu noktaya dönüş yolunda da uğrayacaktık. Ve işin garibi, yukarıdaki fotoğrafta sakin sakin akan o iki kolun, geri döndüğümüzde çılgın bir güce ulaştığını, hatta yolu bile ıslattığını görecektik.

Ve o an bir kez daha anlıyorsun ki, doğada hiçbir yer aynı kalmıyor. Zamanlama, bu işin en büyük püf noktası. Hiçbir zaman bir yere gittiğinde “aynı duyguyu, aynı etkiyi tekrar yaşarım” diye bir garanti yok. Bazen güneş o manzarayı muhteşem kılıyor, bazen bulutların ağırlığı bambaşka bir his veriyor.
Ve bazen de, tam güneşli görmeyi umduğun bir yerde bulutlarla karşılaşıyorsun —
ama işte o zaman fark ediyorsun ki, Her şey planladığın gibi gitmese de, zaten her şeyin mükemmel olması gerekmiyor. O yüzden ne oluyorsa, o an elindekinin keyfini çıkar ve devam et. Bu kendime de notumdur. Çok düşünme, mutlu ol, endişe etme, yolda kal, anda kal...🌤️
Yolda giderken birden elma ağaçlarıyla dolu bir bölgeye girdik. Her yerde küçük stantlar vardı; insanlar elmalarını koymuş, yanına da kumbara bırakmış.
Tamamen güven esasına dayalı satış sistemi. 🍏
Biz de dayanamadık, ama sorun şuydu, bozuk paramız yoktu, e nabacaktık? elimizdeki 20 euro ile bir sürü meyve aldık ve tüm yolculuğumuz için yeterli meyve stoğuna erişmiş olduk.

Ve değişik bir elma türüyle tanıştık, aslında Türkiye'de de varmış ama hiç denk gelmemiştik. İçi tamamen kıpkırmızı bir elma: Posuf elması. Baya sulu sulu lezzetli bir elmaydı.

Akşam saatlerinin yaklaşmasıyla beraber klasik yer arayışı başladı: “Bu gece nerede kalıyoruz?”. Bir yere gittik, fiyat 490 NOK, sonra bir başkasına bakarken Camp4Night’tan güzel ve bedava bir nokta bulduk (KONUM).



Bizden önce bir karavancı daha vardı, onun arkasına yerleştik. Hafif yol kenarıydı ancak manzara harikaydı, başka bir karavancının da mekanda olmasının verdiği rahatlıkla, bugünlük kamp yerimizi bulduk dedik ve yemek hazırlıklarına başladık.


Bugün menüde tavuk pilav vardı, üstüne çayımızı içtik ve sonra... yatış. 😴



Buraya şu abur cuburu bırakayım, muhteşem bir şeydi, ve Norveç'in tatlı atıştırmalıklarında hafif tuzlu bir tat da var, aşırı güzeldi.
5.Gün - 30 Ağustos 2025 — Fiyordlar, Kayak, Scenic Road ve Küçük Bir Patlama 🚐
Sabah 8:30 gibi uyandık. Kahvaltı: Norveç'e yakışır — somonlu sandviç. 🥪🐟

Bu arada biz buraya geldiğimizde marketlerde bolca bulur, çeşit çeşit somona doyarız zannediyorduk, ancak öyle olmadı, öyle kolay kolay bulamadık somonları, nedenini ben de bilmiyorum.
Kahvaltı sonrasında yeniden yollara düştük, ilk hedef Flåm.
Yola çıkmadan önce küçük bir yan yola sapıp Skjervsfossen Şelalesi'ne uğradık.

Ve ardından bir tuvalet molası verelim dedik, veee hayatımda en güzel manzaralı tuvaleti görmüş oldum.

Yola devam ederken haritada bir yer dikkatimi çekti: Bjørkemoen Badeplass.
Gittiğimiz yoldan biraz geri döndük ve iyi ki yapmışız! Muhteşem bir ortamdı, su kenarı, yan taraf mantar dolu bir orman — resmen “kafayı yersin” güzellikte bir yerdi. 🌲💧 Şimdi biraz buradan fotoğraflara boğacağım sizleri.














Mantar Cenneti
Sonra yeniden yola koyulduk. Tvindefossen Şelalesi’nin önünden geçtik ama bu kez durmadık. Bu arada Hako’nun telefonu roaming limitini aşmış, çalışmıyor.
O yüzden fotoğraf çektiğimiz her yerde ekstra molalar veriyoruz çünkü tek aktif cihaz bendeki. 😂 Bu problemleri çözerken de manzaralı durağımızda yulaf keyfi yapıyoruz.

Moladan görüntüler
Sonra Stalheimskleiva Scenic Road’a girdik. Maps aslında “kapalı olabilir” uyarısı vermişti ama biz tabii ki inat ettik. Meğerse etkinlik varmış, Google Maps'e güvenmeliydik, bir koşu yarışı sebebiyle kapatılmış. O yüzden geri dönüp Flåm yoluna devam ettik.
Bir süre sonra Gudvangen kasabasına vardık. Burası, Norveç’in en dar fiyordu olan Nærøyfjord’un son noktasında yer alıyor — manzara inanılmaz!

Burada Bakka köyüne doğru kürek çekmek için çift kişilik kayak kiraladık:
650 NOK / saat, toplam 2 saat kürek kiraladık. Çok güzeldi, ama sonunda kol falan kalmadı. 😅🛶










Ve 2 saatin sonu, bitiklik 😸
Kürek çekerken, üstümüzü ıslatmıştık, karavanda üstümüzü değiştirip, Flåm’a devam ettik.

Aslında Flåm Treni’ne binmeyi planlıyorduk ama sonrasında “eğer aracınız varsa zaten tüm tren rotasındaki gibi güzel manzaraları sürekli görüyorsunuz“ yazılarını internetten okuduk, bir de ardından bilet fiyatı biraz pahalı geldi, gerek yok dedik. Normalde bu trenle, aracın yoksa tek yön gidip ulaştığın noktadan da başka araçlarla farklı yönlere yolculuk yapabiliyorsun. Eğer aracın varsa, git gel şeklinde tren bileti alman gerekiyor. İki kişi için saatten ötürü, %10 indirimli hali, 1200 NOK idi.

Bir saat kadar Flåm merkezinde dolaştık, sonra arabaya döndük. Park ücreti saat başına 40 NOK, ama sonradan öğrendik ki merkez içinde yer alan Coop Market’in 1 saat ücretsiz parkı varmış, bilginize 😄
Yola devam, yine başka bir scenic road üzerindeyiz. İlk durağımız Aurlandsvangen Viewpoint, ardından da ünlü cam teras Stegastein.
Manzara muhteşemdi ama dürüst olalım —ilk durak net daha iyiydi. 🌄



Başladık yine konaklama yerimizi aramaya, uygulama üzerinden araştırdığımda ücretsiz konaklanacak yerler çok az gözüküyordu. Sanırım lokasyonlar çok popüler ve bu sebeple genelde ücretli konaklama alanları vardı. Zaten bizim de karavanın su ihtiyaçları ve bizim banyo ihtiyaçlarını karşılamak için etrafta kamp alanı arayışımız başladı. Ve Laerdal Holiday and Leisure Park’ta konaklamaya karar verdik.
360 NOK'a karavan parkı, duş, tuvalet, Wi-Fi hepsi dahil. Bir de üstüne sağ olsunlar saç kurutma makinesi verdiler. Uzun ve sık saçlar, kurutmayınca baş ağrısı problemleri çıkartabiliyor...💁♀️
Ama benim tüm mühendislik ve zeka pırıltılarımın bittiği bir an yaşandı, ve toylukla unutup, karavanın prizine takmaya kalktım saç kurutma makinesini ve ÇAT.. sigorta attı! ⚡️

Gece yarısı telefon aracılığıyla, babamın desteğini alıp yedek sigortaları takarak sorunu çözdük. 😅



Bugünün menüsü somondu, lavaş keyfi yapıldı.
6.Gün - 31 Ağustos 2025 — Buzullar, Mavilikler ve Sauna Komşuluğu 🏔️💙
Sabah güne güzel bir güneşle uyandık, Hako klasik sabah koşusuna çıktı. Sonra kahvaltı ettik, toparlandık ve yeniden yollara düştük. 🚐


Bu neyin mutluluğu?, hiç hatırlamıyorum 😸
Düştük yollara, feribot yolculuğundan sonra bir yerde fotoğraf molası verdik.
İlk günkü gibi yine makineye şans verdik ve kahve yapmaya çalıştık ama tabii ki olmadı. Neyse, manzara zaten kahveden güzeldi. ☕️❌🌄


Kahve yapma çabalarımız ve her tatilimizin vazgeçilmezi Pokemon Go!
Sonra Bøyabreen Glacier'e gittik. Karşımızda muhteşem bir göl ve arkasında koca bir buzul manzarası.

Ve Hako dayanamadı, suya girdi! 🧊😄



Diren Hacooo
Yolda ilerlerken, yanımızda akan nehrin rengi gerçek gibi gelmemeye başladı, tarif edilemez bir yeşil, mavi karışımı renk.

Şu noktada (Stardalselva Parkering) arabayı park edip biraz yakından bakalım dedik. Bu arada kesinlikle fotoğraflarda gerçek rengi çıkmıyor maalesef. Norveç doğası insanı sürekli kandırıyor gibi, sürekli daha fazla şaşıracak bir şey görebiliyor olmak çok garip. 💙

Biraz ileride Skjørbakkane Utsiktspunkt seyir noktasından geçip yolumuza devam ettik. Ardından Oldevatnet Gölü kenarındaki Ytineset noktasına vardık. Orada gölün kenarında aracımızı park edip dinlenebileceğimiz bir nokta bulduk. KONUM


Sıcak çorba içip, manzaranın keyfini çıkardık, bir yandan da internet sorununu hallettik. Ve cidden yine yeniden bu gölün rengi… kelimenin tam anlamıyla büyüleyici ya. ✨
Ardından Briksdal’a doğru devam ettik, Park ücreti 0–10 saat arası 80 NOK, arabayı Briksdalsbre Mountain Lodge’un oraya bıraktık. Ve hikinge başlıyoruz.
Varacağımız nokta: Briksdalsbreen Sightseeing Spot. Burası Norveç’in en etkileyici buzullarından biri olan Briksdal Glacier’a açılan büyüleyici bir noktada yer alıyor.


Briksdal buzuluna doğru yol manzaraları
Etrafını saran şelaleler ve yeşil vadiler arasında yürürken, dev buz kütlesinin mavi tonlarını karşında görmek gerçekten nefes kesici bir deneyim. Ve ben her glacier görmemle, bu yapılardan ne kadar etkilendiğimi bir kez daha anlıyorum. İzlanda'da da Fjallsárlón gördüğümde aynı duyguları hissetmiştim. (İzlanda gezi yazısını da okumak isterseniz: Buyrunuz. LİNK)

BONUS: Buzulun aşağısında yer alan şelalenin gücüne bakın...
Vee akşam vakti yaklaştığına göre, bizim yemek ve konaklama derdimiz başladı demektir. Yolda markete uğradık — Loen’in ilerisindeki kasabada bulunan Rema 1000. Bu marketler şahane cidden, hem 07–23 arası açık hem de fiyatlar görece uygun. 🛒
Sonra Lovatnet gölü kenarında kalacak yer bakmaya başladık ama her yere “No Camping” tabelası asmışlardı. Hava iyice kararmıştı, biz de yorulmuştuk. Kaçınılmaz son belliydi, ücretli bir park alanı bulacaktık. Sonunda Sande Camping’te kalmaya karar verdik. 425 NOK ödedik.
Kamp alanına gece varmıştık, ve tek araçlık yere görevli abinin yönlendirmesi ile park etmiştik. Direk göl yanındaydık. Hava karanlık olduğundan manzarayı tam anlamıyorduk ama sabah ne kadar muhteşem manzaralı bir kamp alanında olduğumuzu daha iyi anlayacaktık.

Akşam menüsü: bezelye ve karpuz. 🫛🍉 Karpuz aşırı lezzetliydi..


Ve dibimizde bir sauna odası, gece boyunca sessizce dumanı tüttü, ve ara ara bazı cesur yürekli misafirler, gelip gittiler, sauna ve soğuk göl ikilisi yaptılar.
7.Gün - 1 Eylül 2025 — Yağmur, Buzul Peşinde ve Ormanın Sessizliği 🌧️🌲

Sabah Lovatnet Gölü kenarında uyandık.

Kahvaltı: yulaf ve süt. Sonrasında gölün kenarında biraz vakit geçirdik. Ortam o kadar güzeldi ki... ☕️

12:12 (Neden bu saati spesifik not almışım bilmiyorum, sanırım hoşuma gitmiş, 12-12) gibi su depomuzu doldurup kamptan ayrıldık, rotamız Kjendall Glacier. Kjendall yürüyüşü toplamda 0.4 km gidiş + 0.4 km dönüş, yani bir mini hike.

Hızlıca tamamladık ama buzulun kendisini tam göremedik. Biraz hayal kırıklığı var, ve gaza geliyorum, bu buzulları yakından görüp dokunmak istiyorum!!!, bulcaz bir yolunu.
Bu sırada küçük bir talihsizlik yaşanıyor: ocağın contası bozuldu. (Allahtan iki ocak gözü vardı, biriyle yolumuza devam ediyoruz) 🔧 Ardından bir de araç Ad Blue hatası vermeye başladı (Artık yavaştan dönüş yolunda olduğumuzdan, gidebileceğimiz km hesaplayıp yolumuza devam ettik. Gezinin kalanında uyarı dışında başka sorun çıkarmadı). Yağmur bastırınca da hepten tatsızlaştı gün. Ama bi kahve molası verip kendimize geldik.



Kahve molasında da kendisi bizimle <3
Sonra Lavik’ten Ytre Oppedal feribotuna bindik, yolumuza devam ettik. Güne geç başlamanın verdiği etki ile gün çabuk bittı ve hava kararmadan kamp yeri aramaya başlıyoruz. Camp4Night'tan yine güzel birkaç nokta bulup tek tek ziyaret ediyoruz. Orman yolunda gölün karşısında bir noktada (KONUM) duruyoruz. Her şey güzel, ama bir tık tenha geliyor, kimsecikler yok, yoldan kimse geçmiyor, hayırlısı diyip yerleşiyoruz.
Yemek olarak kıyma yapıyoruz. 🍲 Bugün biraz enerjiler düşük, Hako’nun başı ağrıyordu, o erkenden uzanıp dinleniyor.

Ve not: Gece zifiri karanlıktı — hiçbir ışık, hiçbir ses yok. Tuvalet araları anlık heyecanlara dönüşüyor. Zifiri karanlığın içinde çat diye karavanın kapısını açmak istemiyoruz. Direk hedef olucaz çünkü 😄. Karavanın ışığını kapat, kapıyı yavaşça aç. Şöyle etrafı dinle, doğa hem sesli hem sessiz. Sadece yağmurun ve rüzgarın sesi. Etraf zifiri karanlık. Yani bunu nasıl tariflerim bilmiyorum. Birçok kez kampa falan gittim, ancak şu ana kadar hayatımda gerçek anlamda gece hiçbir şeyi göremediğim yerler Norveç gecelerindeki kamplarımız oldu. Işık tutmak da yetmiyor, o kadar karanlık ki yalnızca minik bir noktayı aydınlatıyor, bu sizi daha da geriyor. Ayın çıkmasıyla beraber her yer rahatlıyor bu arada, etraf zifiri karanlıktan normal gece karanlığına dönüşüyor. 🌌
8.Gün - 2 Eylül 2025 — Yağmur, Buzul Peşinde ve Ormanın Sessizliği 🌧️🌲



Sabah uyanıyoruz, gecenin ürkütücülüğü gidince, geriye sadece muhteşem manzara kalıyor.

Manzara eşliğinde kahvaltımızı yapıyoruz. Bugün menüde menemen var.
Sonra yollara düşüyoruz, klasik road trip rutini. 🚐 Ve bir de tabi yavaş yavaş geri dönüş yoluna geçmemiz sebebiyle, daha fazla yol, daha az durak modeline geçişimiz başlıyor.
Bir AVM’de duruyoruz, Baker Brun Knarvik'te kahve içip tatlı yiyoruz, biraz alışveriş moduna giriyoruz.


Hako’ya koşu ayakkabısı alıyoruz. Ne alaka evet ama Hoka markalı ayakkabılarda indirim olunca valize nasıl sığdırcaz ya bunları sorularıyla beraber satın alıyoruz. 👟👜

Yoldan devam, başka bir yerde tekrar duruyoruz —bu sefer de Hako’ya kazak alıyoruz. Bugünün kazananı Hako!!! 😄
Omzunda yeni kazağıyla Pokemon kart açan Hako
Sonra bir şelalenin yanına kurulmuş hediyelik dükkanlarını görüyoruz, orada durup hediyelik eşyalarımızı hallediyoruz. 🎁
Artık dönüş yoluna geçtiğimiz belli olmaya başlıyor, valizler yavaş yavaş doluyor.
Ve aklımızda şu var, bir glacieri gerçekten yakından görüp, dokunmak istiyoruz. İnternette kendimizin gitmesi tehlikeli diyor. O sebeple biraz daha araştırdığımızda, Folgefonna Glacier'ındaki turları görüyoruz. LINK. Tamam diyoruz aradığımız şey bu, rehberli bir tur ile buzullara erişebileceğiz. 3 Eylül için kişi başı 1190 NOK'a rezervasyonlarımızı sitesinden yapıyoruz. Ve Folgefonna Glacier merkezine yakın bir kamp yeri bulmak için yollara düşüyoruz.
Yine uygulama üzerinden önerilen noktalara bakarak gidiyoruz ve giderek yükseklere çıkıyoruz, o an için bunu çok sorgulamıyoruz ama gecenin ilerleyen saatlerinde sürekli sorgulayacağız... Glacier merkezine çok ama çok yakın bir noktada manzaralı bir yerde, tek araçlık bir kamp yeri buluyoruz (KONUM). Tamam “hadi burada kalalım” diyoruz 🌄. Manzaradan bir sürü fotoğraf koyuyorum buraya.




Hako tavuk yapıyor, oturup yiyoruz, her şey o an keyifli, hiçbir sorun yok…


Derken bir anda rüzgâr öyle bir esmeye başlıyor ki, karavan resmen sallanıyor! 🌪️ Bir süre birbirimize bakıp “devrilir miyiz acaba?” diye düşünüyoruz. 😅 ChatGPT ile konuşmalar, internet araştırmaları ile, bizi asıl sallayan şeyin gust olduğunu anlıyoruz. Gust, ortalamanın üstünde, birkaç saniyeliğine gelen sert rüzgar patlamaları imiş. Sorular sormaya başlıyoruz kendisine, Mercedes Sprinterin devrilmesi için gereken rüzgar gücü nedir diyip, forecastte rüzgar araştırması yapıyoruz konumumuza bakarak.
Aklımıza şu geliyor, insek mi biraz daha aşağılara doğru? ama etraf zifiri karanlık, bunun da doğru bir tercih olduğundan emin değiliz. O sebeple en güvenli seçeneğin, (aracı tepenin ucuna yan yerleştirmiştik manzarayı seyredebilmek için), tepeye dik olacak şekilde, aracın burnunu rüzgâra veriyoruz ve kendimizi bir kayanın arkasına sığınacak şekilde aracın yerini değiştiriyoruz. Yine biraz sallanmaya devam ediyor ama bu sefer öncekilere göre daha kontrollü, biraz rahatlıyoruz.
Neyse ki gece 12–1 gibi rüzgâr tamamen duruyor. Dışarısı buz gibi, dışarıdan yağmur sesleri, ama içeride artık huzurlu bir hava var. Sonunda huzurla uykuya geçiyoruz. 🌙💤
Bu arada şu bilgiyi vermeyi unuttum, biz bazı anlar (genelde kapı açık olduğunda- manzara eşliğinde yemek yerken) dışında doğru düzgün ısıtıcıyı hiç açmadık, yorganımız bize yetti, dışarıda hava soğuk olmasına rağmen, ısıtıcısız çok rahat hiç üşümeden geceler geçirdik.
9.Gün - 3 Eylül 2025 — Buzul Üstünde, Halatla Birbirimize Bağlıyız 🧊🧗♀️
Sabah kalkıyoruz, müsli kahvaltımızı yapıyoruz. Hako gün içinde yememiz için bize klasiklerinden birini hazırlıyor: somonlu sandviç. 🐟

Ardından rotamız Folgefonna buzul yürüyüşü merkezi (LINK). 2 dakikalık araba yolculuğu ile merkeze ulaştığımızda geceki tüm rüzgarın sebebini daha da net anlamış oluyoruz. Çünkü zirvenin dibine yerleşmişiz.

Hazırlıklara başlıyoruz — ayakkabılar tur fiyatının içinde ama “su geçirmez pantolon da kiralayalım” diyoruz, hem buz sebebiyle, hem de ara ara sürekli yağmur atıştırıyor, kişi başı 75 NOK veriyoruz.

Üzerimize özel body ekipmanı giyiyoruz; bu bizi birbirimize bağlayacak.
Sonra kask, ayağa buz dişleri olarak takılan ekipman ve elimize de birer buz baltası.

Merkezin içinde buzullar hakkında bilgiler alıyoruz, önünde ise, ekipmanların kullanımı ve nasıl giyinilmesi hakkında bilgi veriliyor.
Hako’nun buff’ı (boyunluğu) yoktu ve deli gibi rüzgar esiyordu, içeriden bir tane aldı — 80 NOK ama tam anlamıyla hayat kurtardı. Ben önceden bir hediyelikçiden almıştım, iyi ki almışım. 😄

Yürüyüş ilk bir saat taşlık alanda başlıyor ve devam ediyor. Orada eski bir ski center varmış, hala ekipmanları görünür halde ama iflas etmişler, buzullar eridikçe o ekipmanlar aşağı kayıyormuş. Güvenlik sebebiyle, rotayı o alanın sağına dolanarak geçiyoruz.
Bir süre sonra bizi 3 ekibe ayırıyorlar — her ekipte yaklaşık 10 kişi ve bir lider. Halatla birbirimize bağlıyız: biri düşerse diğerleri tutabilsin diye, ip ne çok gergin ne de çok gevşek olacak şekilde ilerlememiz gerektiği anlatılıyor.

Buzulun üstüne çıkmadan öncesinde kısa bir sandviç molası veriyoruz.


Koşullar sert, hazırlıklı olmak lazım.

Ve ardından da buzul üzerinde yürümemize yardımcı olacak buz dişlerinini ayakkabılarımıza geçirme işlemine başlıyoruz.
Yavaş yavaş buzulun üstünde yürüyoruz; görüntüler müthiş — dev yarıklar, buzun mavi parıltısı, ve bir de tünelden geçiyoruz.


Gerçekten inanılmaz bir deneyim, keşke grup biraz daha küçük olsaydı diyoruz,
o zaman daha da özgür gezebilirdik.









Ve rotanın sonuna geliyoruz, ekipmanları üst kısımda teslim edip ayrılıyoruz.
Artık akşam konaklama bulma zamanı geldi yine.
Trolltunga hikingini yaparsak diye o civardaki konaklama yerlerine bakıyoruz ama pek yer yok. Odda tarafında bir yer buluyoruz — puanı düşük ama fiyat belli değil. Gidip soruyoruz: 725 NOK. “E canım, heee tabii ” diyoruz, Hako, “ama içi güzel, cool restoranı falan var” diyor ama “fabrika manzaralı yer için çok yani.” 😅 .
Biraz daha ilerliyoruz ve ücretsiz bir konum buluyoruz. Önceden gelmiş bir karavanın arkasında yerimizi alıyoruz. Manzara güzel, karşı taraf hafif aydınlık. Uzun zaman sonra zifiri karanlık olmayan bir kamp yerine denk gelmiş oluyoruz böylece. 🌄 Akşam menüsü klasik: makarna + ton balığı + çay. 🍝🐟☕️

Yorgunuz ama huzurluyuz. Keyiflenerek, bu karavan hayatına bir kere daha yükseliyoruz. 💛
10.Gün - 4 Eylül 2025 — Gerçekleşmeyen Trolltunga Planı, Kahve Macerası ve Manzaralar ☕️💦
Sabah kalkıyoruz, tabii biraz yorgunuz. 9:30 gibi yataktan çıkıyoruz,
ve o anda ciddi ciddi “Trolltunga’ya çıkacak mıyız?” diye düşünmeye başlıyoruz. Çünkü Trolltunga yürüyüşü P3 otoparkından başlanırsa git gel 20 km, diğer otopark konumlarından başlanırsa 27 km. Yani bir tık iddialı. Biraz kararsızlık, sonra “tamam ya, P3'ten başlarsak tırmanırız” diyoruz. 💪
Ama önce P3 park yeri durumuna bakıyoruz… Bir de ne görelim: full dolmuş!
Aslında başta dolmaz diye düşünmüştük, kendimize fazla güvenmişiz, o yüzden erkenden gitmemiştik.
“Tamam o zaman P3 otoparkına götüren shuttle’a bakalım,” diyoruz. O da dolmuş. Peki, yeni rota o zaman. 😅
Odda’da, Rema 1000’in yanındaki kahveciden kahve alıyoruz. Ama tuvalet molasına da ihtiyacımız var, kahveciden tuvalet şifresini alıyoruz ama şifreyi nereye gireceğimizi anlamamız vakit alıyor ama sonunda çözüyoruz (Kapı kolunda şifre girişi varmış, biz kapının etrafında ararken bir şeyler, kapı kolu hiç dikkatimizi çekmemişti.).

Kahvemizi alıp park yerinde kahvaltımızı yapıyoruz. ☕️🥐 Sonra rotayı değiştiriyoruz: Rastplatz Bondhusvatnet.
Burada önce zorlu rotayı yapıyoruz, tepeye kadar tırmanıp Boltavatnet gölüne çıkıyoruz.

Yaklaşık 14 km ve 800 m yükseklik kazanımı ile göle ulaşıyoruz. Ama ulaşmak öyle kolay olmuyor, hem sürekli yağmur yağıyor, hem etraf aşırı nemli. Üşüyor muyuz? terliyor muyuz? anlamıyoruz, her şey birbirine giriyor.


Perişanlık seviyelerimiz fotoğraflardan net belli oluyordur. Ama yükseğe çıktıkça o kadar güzel manzaralar görüyoruz ki.

Ve Boltavatnet gölüne varıyoruz, biraz göl kenarında oturup atıştırmalıklarla etrafın keyfini çıkarıyoruz.


Yağmur durmuyor!!!




Yoldan manzaralar
Sonrasında direk Rastplatz Bondhusvatnet gölünün yanına gidiyoruz.


Tüm gün elmaydı, abur cuburdu derken günü geçiriyoruz. Artık dönüş vakti — yönümüz yeniden Stavanger.
Yolda Odda’da tekrar Rema 1000’e uğruyoruz, biraz su, atıştırmalık falan alıyoruz. Kahve molası için bu kez Shell’e giriyoruz, ben dayanamayıp sosisli alıyorum. 🌭 Baya lezzetliydi.

Dönüşte, daha önce geçtiğimiz o Latefoss'u bir kez daha görüyoruz. Ama bu sefer… çılgınlar gibi akıyor! 💦

Aynı yere ikinci kez uğrayıp bambaşka bir manzarayla karşılaşmak: Norveç tam olarak böyle bir ülkeydi. Artık tek amacımız bir an önce Stavenger'de aracı teslim edeceğimiz noktaya yaklaşmak...

Gece bütün yorgunluğumuzla, yine uygulamanın önerdiği şehirde bir konum bulup yerleşiyoruz. Hızlıca bir şeyler hazırlayıp yiyoruz, valizlerimizi yarın için toparlıyoruz. Hemencecik uykuya dalıyoruz.
11.Gün - 5 Eylül 2025 — Karavanla Vedalaşma ve Eve Dönüş ✈️
Son gün…
Sabah erkenden kalktık, karavanı son bir toparladık. Eşyalarımızı düzenledik, çöpleri boşalttık — o kadar alışmışız ki, arabayı bırakmak biraz garip hissettirdi. 🚐💛
Sabah 9 gibi Birk’ün evine vardık, aracı orada teslim ettik. Sağ olsun, bizi havalimanına kadar bıraktı.
Ve böylece, Norveç maceramızın son yolculuğu başladı: Barcelona’ya dönüş. 🌇✈️

Akşam eve vardığımızda yorgunduk ama yüzümüzde hep o aynı ifade vardı —
“Gerçekten muhteşem bir tatildi.” O kadar güzeldi ki, emin olduk:
Norveç’e yeniden gitmek, o yolları bir kez daha yaşamak istiyoruz.. 🌍💫